T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 26 HAZİRAN 2004)
- ATATÜRK'ÜN AŞAĞIDAKİ SÖZÜ HAKKINDA KOMPOZİSYON YAZINIZ -
"Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup olmuştur."
Mustafa Kemal Atatürk, 1923
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 26 HAZİRAN 2004)
- AŞAĞIDAKİ İFADE HAKKINDA İNGİLİZCE KOMPOZİSYON YAZINIZ -
"Freedom of trade should be restored only by slow gradation, and with a good deal
of reserve and circumspection. Were those high duties and prohibitions taken away
all at once, the disorder which this would occasion might no doubt be very considerable."
Adam Smith, The Wealth of Nations, 1776
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 26 HAZİRAN 2004)
- AŞAĞIDAKİ METNİ INGİLİZCEYE ÇEVİRİNİZ -
Yirminci yüzyılın son çeyreğinde yaşanan gelişmeler, bütün ülkelerde önemli
değişikliklere neden olmuştur. Ekonomik hayat açısından bu değişiklik, ülkelerin
büyük bir kısmının model olarak piyasa ekonomisini tercih etmeleri şeklinde
kendini göstermiştir. Temelini "rekabet" kavramının oluşturduğu piyasa ekonomisinin,
kaynak dağılımını mümkün olan en yüksek toplumsal refaha ulaşmayı sağlayacak
biçimde yapması ve kendisinden beklenen faydaları gerçekleştirmesi, piyasalardaki
rekabet koşullarını varlığına bağlıdır. Kendi işleyiş mekanizmasına terk edildiğinde,
kendi kendini yok etme eğilimleri taşıyan serbest piyasa ekonomisinin etkin bir yapıya
kavuşturulabilmesi ve etkinliğini sürdürebilmesi için bütün gelişmiş ekonomilerde
piyasaya müdahalelerde bulunulmaktadır. Söz konusu müdahale araçlarının en önde
geleni ise rekabet politikasıdır.
Rekabet politikası, geniş anlamda piyasalarda rekabet şartlarının hüküm sürmesine veya
etkin ve rekabetçi firmaların yaratılması ve büyümesine imkan hazırlayan kamu
politikası araçlarını ifade etmektedir. Dar anlamda ise rekabet politikası, rekabet
kanunlarında yer alan rekabet kurallarının uygulanması olarak ifade edilebilir.
Piyasa ekonomisinjn yapısını, ülke koşullarına uygun tasarlanan ve uygulanan
rekabetpolitikası altında şekillenmiş dinamik ve rekabetçi bir ekonominin oluşturacağı
ifade edilmektedir. Bu şekilde çalışan güçlü ve rekabetçi bir yerel ekonomi, toplumsal
refahı arttırırken, ülke adına, küreselleşme i!e gelen fırsatları yakalamayı ve
kazançlarından faydalanmayı sağlayacaktır.
Rekabet politikası son yıllarda özellikle, kapalı ekonomiye, büyük ve verimsiz kamu
sektörüne ve yoğunlaşmış piyasa yapılarına sahip gelişmekte olan ülkelerin tartışma
konusu olmuştur. Anılan ülkelerin açık ve liberal ekonomiye geçiş süreçlerinde ele
alman rekabet politikası neticesinde, bugün itibarıyla doksandan fazla ülkede
rekabet kanunları yürürlüktedir.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 26 HAZİRAN 2004)
- AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKCEYE ÇEVİRİNİZ -
The fact that Turkey will become the EU's largest member state in population terms
soon after accession is one of the biggest impacts of Turkish accession. Turkey's strategic
geographical location, and its large Müslim population also have implications for the
EU. It is in the EU's strategic interests that Turkey is democratic, stable and
prosperous and a friendly ally. Turkish EU membership can - as with earlier
enlargements - contribute to these strategic goals. The impact of Turkish accession -
and of opening accession negotiations - in demonstrating that the EU is a secular,
multicultural body not a "Christian club' - will also have important geopolitical
ramifications.
Turkey will have an important impact on EU foreign policy interests given its
borders with the Middle East, Caucasus and the Black Sea. This will shift the Union's
borders to the South-East and increase the Union's range of interests in these
difficult regions. Turkey will look to be a significant player in the development of
EU foreign policy but it will not be as important a 'bridge' to the Middle East as some
expect. Turkey will impact more widely on the already complex political dynamics
among member states, including among the larger member states, but Turkey alone will
not determine the future political evolution of the Union. And many issues around
whether the enlarged Union can find strategic leadership and direction, and whether it
will aim for further political integration, will become clear in the next decade before
Turkey joins.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 28 MAYIS 2005)
AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ.
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 20/100 puandır.)
Policy coherence: Vital for global development
Trade and investment, coupled with transfers of knowledge and technology and an appropriate
institutional framework, have been major engines of global economic growth in developed and
developing countries over the past 50 years. From the mid-1980s, the pace of global economic
integration and growth accelerated significantly. Sustaining global economic growth and
achieving a better sharing of its benefits will further the interests of all countries, developing
and developed alike. Recognising this, the international community has committed itself to
specific Millennium Development Goals and to ways of achieving them.
To meet these goals, and in particular to create a global partnership based on mutual
accountability between the developed and developing worlds, OECD countries have renewed their
resolve to achieve policy coherence for development. This entails ensuring that each OECD
country pursues policies that support, and do not undermine, specific efforts it is making to help
and sustain the development process. There is little point, for example, in providing
development aid to improve a country's ability to engage in trade if the donor countries then
maintain trade barriers that keep the developing country's goods out Greater development
coherence in OECD governments' policy stances will allow the benefits of globalisation to be
more equitably distributed and shared. Building political agreement among stakeholders with
diverse interests is the key to progress in this respect.
The OECD, together with other international organisations, can deliver the analytical
underpinning that its members need to take informed policy decisions, provide a forum for
dialogue on key policy issues, and monitor performance under agreed international
commitments. These include the Doha Development Agenda for trade (November 2001), the
Monterrey Consensus on development financing (March 2002) and the World Summit on
Sustainable Development (August 2002). To address policy coherence issues from a whole-of-
government perspective, the annual OECD ministerial meeting in 2002 called on the OECD to
"enhance understanding of the development dimensions of member country policies and their
impacts on developing countries.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 28 MAYIS 2005)
AŞAĞIDAKİ METNİ İNGİLİZCE'YE ÇEVİRİNİZ.
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 20/100 puandır.)
İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda savaş sırasında önemli Ölçüde aksayan uluslararası
para, ticaret ve finansman mekanizmaların yeniden belirleyen kurallar ortaya konmuştu. Yeni
uluslararası ticaret düzenlemesi geniş ölçüde serbest ticaret doktrinine dayanıyor ve dünya
ticaretini kısıtlayan engellerin ortadan kaldırılmasını amaçlıyordu. Ancak takip eden yıllarda
uluslararası serbest ticaretin yapısal farklılıklar gösteren gelişmiş ülkeler ile azgelişmiş ülkeleri
aynı yönde etkilemediği ve gelişmiş ülkelere önemli yararlar sağlarken, azgelişmiş ülkelerin
kalkınma çabalarını köstekleyen bir nitelik kazandığı görüldü. 1950'lerin sonuna doğru Latin
Amerikalı iktisatçılar tarafından savunulmaya başlanan bu görüş giderek güç kazandı ve birçok
azgelişmiş ülke tarafından benimsendi. Ünlü Arjantinli iktisatçı R. Prebisch'in girişimi ile 1964
ilkbaharında Cenevre'de Birleşmiş Milletlerin gözetim ve denetiminde iktisadi kalkınma sürecinde
uluslararası ticaretin doğurduğu sorunları tartışacak bir konferans toplanmasına karar verildi.
'Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı
7
olarak anılan bu konferans kısaltılmış adıyla
UNCTAD örgütünün doğumuna yol açtı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Aralık 1964'de
konferansının sürekli bir örgüt haline getirilip Birleşmiş Milletler örgütü içinde çalışmasını kabul
etti. Dolayısıyla ilk UNCTAD toplantısının en önemli başarısı kısa sürede kendisini sürekli bir
örgüt olarak benimsetmesi oldu.
UNCTAD amacını azgelişmiş ülkelerin kalkınmasını hızlandırmaya yönelik ve tüm ülkeler
tarafından benimsenebilecek bir dizi ekonomi politikası geliştirmek olarak tanımlıyor. Bu geniş
çerçeve, gelişmiş ve azgelişmiş ülkelerde uygulanan ve dış ticaret, dış ödemeler ve iktisadi
kalkınmada etkili olabilecek tüm ekonomi politikası tedbirlerini kapsıyor. Örgütün içinde bu
amaca yönelik güçlü bir azgelişmiş ülkeler grubu oluşmuştur. UNCTAD'ın kurucusu sayılan
Prebisch 1964'de azgelişmiş ülkeleri uluslararası ticaret sorunları karşısında ortak bir davranış
almaya ikna ederek 771er grubu olarak bilinen azgelişmiş ülkeler grubunun oluşumunu
sağlamıştı. Gerçekten kalkınmaya ilişkin önemli sorunların tartışıldığı UNCTAD toplantılarının en
önemli eksiği alınan kararların bağlayıcı niteliğinin olmamasıdır. Dolayısıyla üye ülkelerin çok
sayıda temsilciyle katıldığı, haftalarca süren konferanslar çoğu kez gündemindeki maddelerin eni
konu tartışılmasıyla yetinmek zorunda kalmaktadır.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 28 MAYIS 2005)
İNGİLİZCE KOMPOZİSYON SORUSU
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 30/100 puandır.)
What kinds of measures and policy tools should Turkey develop to achieve a sustainable
export performance in ever increasing global competition?
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 28 MAYIS 2005)
AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ.
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 20/100 puandır.)
La coherence des politigues: un imoeratif oour İe developpement mondial
Au cours des cinquante dernieres annees, les echanges et l'investissement, allies aux transferts de
connaissances et de technologie et â la mise en place d'un cadre institutionnel adapte, ont ete les
principaux moteurs de la croissance economique mondiale dans les pays developpes aussi bien
qu'en developpement Depuis İe milieu des annees 1980, İe rythme de l'integration economique et
de la croissance dans İe monde s'est considerablement accelere. La poursuite de la croissance et
une meilleure repartition de ses fruits ne peuvent que servir les interets de tous les pays,
deveioppes comme en developpement. C'est en vertu de ce constat que la communaute
internationale a approuve les Objectifs du millenaire pour İe developpement et s'est engagee â
les mettre en oeuvre.
Pour ce faire, et en particulier pour instaurer un partenariat mondial fonde sur !a responsabilite
mutuelle entre les mondes developpe et en developpement, les pays de I'OCDE ont reaffirme
leur volonte d'assurer la coherence des politiques au service du developpe-ment. Cela implique
que chacun d'entre eux mene des po!itiques qui confortent (et ne sapent pas) les efforts qu'i!
deploie par ailleurs pour soutenir İe developpement. II ne sert â rien en effet que les pays
donneurs consentent une aide au developpement pour ameiiorer les capacîtes d'un pays dans İe
domaine des echanges s'ils maintiennent par ailleurs des obstacles commerciaux qui excluent du
marche les produits en provenance des pays en developpement. Par une plus grande coherence de
l'orientatton de leurs politiques au service du developpement, les gouvernements des pays de
I'OCDE permettront une repartition et un partage plus equitables des avantages de la
mondialisation. Or, pour avancer sur cette voie, il est imperatif de susciter un consensus
politique entre differentes parties prenantes aux interets divergents.
L'OCDE, avec d'autres organisations internationales, peut apporter İe substrat analytique dont ses
membres ont besoin pour prendre des decisions eclairees, offrir un espace de dialogue sur les
grandes questions interessant l'action des pouvoirs publics, et suivre les progres realises au regard
d'engagements souscrits â l'echelon international, dans İe cadre notamment du Pro-gramme de
Doha pour İe developpement concernant les echanges (novembre 2001), du Consensus de
Monterrey sur !e financement du developpement (mars 2002) et du Sommet mondial sur İe
developpement durab/e (août 2002). Pour traiter ces questions de coherence des politiques dans la
perspective de Pensemble du gouvernement, â sa reunion de 2002 au niveau des Ministres İe
Conseil de İ'OCDE a invite l'Organisation â « mleux mettre en evldence la dlmenslon
developpement des politigues des pays membres et leurs retombees pour les pays en
developpement.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI {ANKARA, 28 MAYIS 2005)
AŞAĞIDAKİ METNİ FRANSIZCA'YA ÇEVİRİNİZ.
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 20/100 puandır.)
İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda savaş sırasında önemli Ölçüde aksayan uluslararası
para, ticaret ve finansman mekanizmaların yeniden belirleyen kurallar ortaya konmuştu. Yeni
uluslararası ticaret düzenlemesi geniş ölçüde serbest ticaret doktrinine dayanıyor ve dünya
ticaretini kısıtlayan engellerin ortadan kaldırılmasını amaçlıyordu. Ancak takip eden yıllarda
uluslararası serbest ticaretin yapısal farklılıklar gösteren gelişmiş ülkeler ile azgelişmiş ülkeleri
aynı yönde etkilemediği ve gelişmiş ülkelere önemli yararlar sağlarken, azgelişmiş ülkelerin
kalkınma çabalarını köstekleyen bir nitelik kazandığı görüldü. 1950'lerin sonuna doğru Latin
Amerikalı iktisatçılar tarafından savunulmaya başlanan bu görüş giderek güç kazandı ve birçok
azgelişmiş ülke tarafından benimsendi. Ünlü Arjantinli iktisatçı R. Prebisch'in girişimi ile 1964
ilkbaharında Cenevre'de Birleşmiş Milletlerin gözetim ve denetiminde iktisadi kalkınma sürecinde
uluslararası ticaretin doğurduğu sorunları tartışacak bir konferans toplanmasına karar verildi.
'Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı' olarak anılan bu konferans kısaltılmış adıyla
UNCTAD örgütünün doğumuna yol açtı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Aralık 1964'de
konferansının sürekli bir örgüt haline getirilip Birleşmiş Milletler örgütü içinde çalışmasını kabul
etti. Dolayısıyla ilk UNCTAD toplantısının en önemli başarısı kısa sürede kendisini sürekli bir örgüt
olarak benimsetmesi oldu.
UNCTAD amacını azgelişmiş ülkelerin kalkınmasını hızlandırmaya yönelik ve tüm ülkeler
tarafından benimsenebilecek bir dizi ekonomi politikası geliştirmek olarak tanımlıyor. Bu geniş
çerçeve, gelişmiş ve azgelişmiş ülkelerde uygulanan ve dış ticaret, dış ödemeler ve iktisadi
kalkınmada etkili olabilecek tüm ekonomi politikası tedbirlerini kapsıyor. Örgütün içinde bu
amaca yönelik güçlü bir azgelişmiş ülkeler grubu oluşmuştur. UNCTAD'ın kurucusu sayılan
Prebisch 1964'de azgelişmiş ülkeleri uluslararası ticaret sorunları karşısında ortak bir davranış
almaya ikna ederek 77'ler grubu olarak bilinen azgelişmiş ülkeler grubunun oluşumunu
sağlamıştı. Gerçekten kalkınmaya ilişkin önemli sorunların tartışıldığı UNCTAD toplantılarının en
önemli eksiği alınan kararların bağlayıcı niteliğinin olmamasıdır. Dolayısıyla üye ülkelerin çok
sayıda temsilciyle katıldığı, haftalarca süren konferanslar çoğu kez gündemindeki maddelerin eni
konu tartışılmasıyla yetinmek zorunda kalmaktadır.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 28 MAYIS 2005)
FRANSIZCA KOMPOZİSYON SORUSU
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 30/100 puandır.)
Quelles strategies et mesures de politique commerciale doit developper la Turquie afin de
realiser une performance soutenable d'exportation face â la concurrence mondiale croissante?
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 28 MAYIS 2005)
AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ.
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 20/100 puandır.)
Mehr Transparenz in der Welthandelsordnung
Ein vvichtiges Ziel von GATT und WTO besteht darin, zu einem transparenten VVelthandelssystem
beizutragen. Auslandische Mârkte sollen zu berechenbaren Bedingungen und möglichst frei von
Diskriminierungen bearbeitet werden können. Meistbegünstigung, Zollbindung, Verbot
mengenmassiger Beschrânkungen sovvie die beiden Sonderabkommen zu nichttarifaren
Handelshemmnissen - das Abkommen über Technische Handelshemmnisse sovvie jenes über
Sanitâre und Phytosanitare Massnahmen - sind Beleğe für die grosse Bedeutung, die
Transparenz und Gleichbehandlung zugemessen vverden.
in den letzten Jahren sind jedoch Bevvegungen zu beobachten, die von diesem Ziel wegführen.
VVir laufen Gefahr, ein unübersichtliches System höchst unterschiedlicher
Marktzutrittsbedingungen zu schaffen, das Informationskosten erhöht, Unsicherheiten begründet
und letztlich die Marktsegmentierung trotz grosser Fortschritte beim Zollabbau zementiert.
Prâferenzabkommen nach Cancün
Es wird immer deutlicher, dass die Doha-Runde die in sie gesetzten Ervvartungen nicht einlösen
wird. Die Ministerkonferenz von Cancün hat bestatigt, dass die Beteiligten nicht bereit sind, auf
die Anliegen der jevveils anderen Parteien ernsthaft einzugehen. Ein Durchbruch auf
multilateraler Ebene wird nicht zuletzt auf dem Hintergrund der anstehenden
Prâsidentschaftswahlen in den USA, den Herausforderungen der EU-Erweiterung sovvie der
mangelnden Kompromissbereitschaft vvichtiger Entvvicklungslander immer unvvahrscheinlicher.
Demgegenüber haben Prâferenzabkommen derzeit Hochkonjunktur: Die USA hatbe schon vor
Cancün mit ihrem Konzept der "kompetitiven Liberalisierung" neben der muitilateralen Schiene
auf den bilateralen VVeg gesetzt. Angesichts ausbleibender Fortschritte in der WTO ist der
politische Druck zu bilateralen Abschlüssen gross. Die EU ihrerseits verfügt bereits über ein
dichtes Netz von Freihandelsvertrâgen und plant, die Prâferenzabkommen mit den AKP-Staaten
(77 Entvvicklungslander aus Afrika, der Karibik und dem Pazifik) zu Freihandelsvertrâgen
auszubauen. Auch in Asien vverden Plane für vveitergehende regionale Abkommen geschmiedet.
Die meisten Kommentatoren gehen davon aus, dass die Verhandlungsdynamik der nachsten Jahre
vom Bilateralismus gepragt sein vvird.
Man mag auf diesem VVeg vveitergehende Liberalisierungsschritte erreichen als in der WTO
multilateral mögiich vvaren. Die Kösten sind aber erheblich: Je nach Zugehörigkeit zu den
einzelnen Abkommen gelten unterschiedliche Marktzutrittsbedingungen. Die für die
Prâferenzbehandlung erfordertichen Ursprungsnachvveise unterscheîden sich je nach
Prâferenzbfock. Die administrativen Kösten für Unternehmen, die eine grosse Zahl von Mârkten
bedienen, steigen. Die Segmentierung vvird noch verstarkt, vvenn zvvischen den Prâferenzraumen
unterschiedliche technische Vorschriften und Anerkennungssysteme gelten.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 28 MAYIS 2005)
AŞAĞIDAKİ METNİ ALMANCA'YA ÇEVİRİNİZ.
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 20/100 puandır.)
İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda savaş sırasında önemli ölçüde aksayan uluslararası
para, ticaret ve finansman mekanizmaların yeniden belirleyen kurallar ortaya konmuştu. Yeni
uluslararası ticaret düzenlemesi geniş ölçüde serbest ticaret doktrinine dayanıyor ve dünya
ticaretini kısıtlayan engellerin ortadan kaldırılmasını amaçlıyordu. Ancak takip eden yıllarda
uluslararası serbest ticaretin yapısal farklılıklar gösteren gelişmiş ülkeler ile azgelişmiş ülkeleri
aynı yönde etkilemediği ve gelişmiş ülkelere önemli yararlar sağlarken, azgelişmiş ülkelerin
kalkınma çabalarını köstekleyen bir nitelik kazandığı görüldü. 1950'lerin sonuna doğru Latin
Amerikalı iktisatçılar tarafından savunulmaya başlanan bu görüş giderek güç kazandı ve birçok
azgelişmiş ülke tarafından benimsendi. Ünlü Arjantinli iktisatçı R. Prebisch'in girişimi ile 1964
ilkbaharında Cenevre'de Birleşmiş Milletlerin gözetim ve denetiminde iktisadi kalkınma sürecinde
uluslararası ticaretin doğurduğu sorunları tartışacak bir konferans toplanmasına karar verildi.
'Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı' olarak anılan bu konferans kısaltılmış adıyla
UNCTAD örgütünün doğumuna yol açtı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Aralık 1964'de
konferansının sürekli bir örgüt haline getirilip Birleşmiş Milletler örgütü içinde çalışmasını kabul
etti. Dolayısıyla ilk UNCTAD toplantısının en önemli başarısı kısa sürede kendisini sürekli bir
örgüt olarak benimsetmesi oldu.
UNCTAD amacını azgelişmiş ülkelerin kalkınmasını hızlandırmaya yönelik ve tüm ülkeler
tarafından benimsenebilecek bir dizi ekonomi politikası geliştirmek olarak tanımlıyor. Bu geniş
çerçeve, gelişmiş ve azgelişmiş ülkelerde uygulanan ve dış ticaret, dış ödemeler ve iktisadi
kalkınmada etkili olabilecek tüm ekonomi politikası tedbirlerini kapsıyor. Örgütün içinde bu
amaca yönelik güçlü bir azgelişmiş ülkeler grubu oluşmuştur. UNCTAD'ın kurucusu sayılan
Prebisch 1964'de azgelişmiş ülkeleri uluslararası ticaret sorunları karşısında ortak bir davranış
almaya ikna ederek 77'ler grubu olarak bilinen azgelişmiş ülkeler grubunun oluşumunu
sağlamıştı. Gerçekten kalkınmaya ilişkin önemli sorunların tartışıldığı UNCTAD toplantılarının en
önemli eksiği alınan kararların bağlayıcı niteliğinin olmamasıdır. Dolayısıyla üye ülkelerin çok
sayıda temsilciyle katıldığı, haftalarca süren konferanslar çoğu kez gündemindeki maddelerin eni
konu tartışılmasıyla yetinmek zorunda kalmaktadır.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 28 MAYIS 2005)
ALMANCA KOMPOZİSYON SORUSU
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 30/100 puandır.)
Welche MaBnahmen und Politikinstrumente soil die Türkei entwickeln, um in dem standig
steigenden globalen Wettbewerb eine nachhaitige Ausfuhrleistung zu erzielen ?
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 28 MAYIS 2005)
TÜRKÇE KOMPOZİSYON SORUSU
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 30/100 puandır.)
DTÖ Doha Kalkınma Raundu ile başlatılan ticaretin serbestleştirilmesi
müzakerelerinin gelişme yolundaki ülke ekonomileri üzerinde yaratacağı
muhtemel etkiler hakkında bir kompozisyon yazınız.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA
SINAVI (ANKARA, 26 KASIM 2005)
BİLİM SINAVI SORULARI
(Aşağıdaki soruların tamamının cevaplandırılması gerekmekte olup, bu bölümün yazılı sınav
içerisindeki ağırlığı 50/100 puandır.Birinci soru 8, diğerleri 7'şer puandır)
1. Türkiye'de 2000 yılı başında uygulamaya konan istikrar programı ile bugün uygulanan
istikrar programını karşılaştırmalı olarak açıklayınız.
2. Hazar Petrolleri Boru Hatları konusunun Türkiye'nin Orta Asya ve Kafkasya
politikalarını nasıl etkilediğini, bölgesel ve küresel güçleri de dikkate alarak tartışınız.
3. Dünya Ticaret Örgütü'nün kotaların kaldırılması yönündeki anlayışı ile Çin'in uyguladığı
ticaret politikasının dünya ticaretine etkileri nelerdir ? Tartışınız.
4. Çağdaş Kamu Yönetimi anlayışının temel özelliklerini tartışarak açıklayınız.
5. 19. Yüzyıl Osmanlı-Avrupa ilişkilerinde şark meselesinin önemini tartışınız.
6. Türk Hukukunda "hukuk normları hiyerarşisini anlatınız.
7. Samuelson'un sosyal malların etkin sağlanması için genel denge modeli çözümünü ve
bu Pareto-optimalinin koşullarını yazınız.
a) Bu modelin zaaflarını eleştirin.
b) Bu model hangi vergileme ilkesini referans almaktadır ? Neden ?
c) Bu modelin sonuçlarını kabul ederek nasıl bir vergi düzeni kurmalıyız ?
T.C.
BAŞBAKANLI
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 26 KASIM 2005)
TÜRKÇE KOMPOZİSYON SORUSU
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 15/100 puandır.)
"AB'ye giriş sürecindeTürkiye'deki küçük ölçekli işletmelerin karşılaşabileceği sorunlar ve
çözümleri" konulu bir kompozisyon yazınız.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 26 KASIM 2005}
AŞAĞIDAKİ METNİ YABANCI DİLE ÇEVİRİNİZ. (Bu
bölümün yazılı sınav içehndeki ağırlığı 10/100 puandır.)
Türkiye'de yürürlükte olan döviz rejiminin esasları ve getirdiği yemlikler ana
başlıklar altında şu şekilde özetlenebilir:
• Türkiye'de yerleşik kişilerin beraberlerinde döviz bulundurmaları,
bankalar, yetkili müesseseler ve Özel finans kurumlarından istedikleri
kadar döviz satın almaları, yurt dışına döviz transfer ettirmeleri ve
bankalar nezdinde döviz tevdiat hesabı açmaları serbestisi getirilmiştir.
• Türkiye'de yerleşik kişilerin müteahhitlik, turizm, ulaşım, bankacılık,
sigortacılık gibi görünmeyen işlemler kapsamında elde ettikleri dövizlerin
kullanımı, ilgililerin serbest tasarrufuna terkedilmiştir.
• İşletmelerin finansman ihtiyaçlarının karşılanması için, işletme kredisi
'olarak yurt dışından kredi temin edilmesine imkan sağlanmıştır.
• Türkiye'de yerleşik kişilerin yurt dışında ticari faaliyette bulunmaları ve
yatırım yapmaları için sermaye ihraç etmeleri serbest bırakılmıştır, Sadece
belirli miktarları aşan sermaye ihraçları, Hazine Müsteşarlığı ya da
Bakanlar Kurulu'nun iznine tabi tutulmuştur.
• Türkiye'de yerleşik kişilerin yurt dışına menkul kıymet ihraç etmeleri ve
yurt dışında satmaları serbest bırakılmıştır.
• Türkiye'de yerleşik kişilerin yurtdışına döviz üzerinden garanti ve kefalet
vermeleri serbest hale getirilmiştir.
İhracâtı teşvik eden yeni politikalar sonucunda sanayiciler, daha fazla dış
piyasalara yönelmeye başlamışlardır. Dış pazarlara yönelik üretim yapma, özellikle
sanayide kapasite kullanımını artırmış, tesislerin ölçeklerini genişletmelerine yol
açmış ve yeni yatırımlara gitmelerine sebep olmuştur. Böylece, maliyet aşağı
çekilerek, Türk ekonomisinin dünya pazarlarındaki rekabet gücü artırılmıştır.
İhracat ile birlikte kalite yükselmiş, ambalajlar iyileşmiş, teknoloji gelişmiş
ve modem işletmecilik kuralları uygulanmaya başlanmıştır. Dış pazarlar yakından
izlemeye alınmış, uluslararası finansman kuruluşlarıyla ilişkiler artırılmış, ülkeye
yeni pazarlama yöntem ve teknikleri getirilmiştir.
1980 sonrasında, kamu sektörü alt yapı, konut, eğitim, haberleşme ve ulaştırma
alanlarında yatırımlarını yoğunlaştırmıştır. Özel sektör ise konut, imalat,
ulaştırma, tarım ve turizm sektörlerindeki yatırımlara ağırlık vermiştir.
1996-2000 yıllan arasında uygulanan Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı
döneminde kamu hizmetlerinin daha çok eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik
alanlarında yoğunlaştırılması kabul edilmiştir.
T.C,
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
D!Ş TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA
SINAVI (ANKARA, 26 KASIM 2005)
İNGİLİZCE KOMPOZİSYON SORUSU (Bu bölümün
yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 15/100 puandır.)
Are regionalism and globalization mutually exclusive in an interdependent global
economy? How regionalism relates to, competes with or complements globalization ? T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 26 KASIM 2005)
AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ. (Bu
bölümün yazılı sınav İçerindeki ağırlığı 10/100 puandır.)
The years since 1980 have brought a steady sequence of upheavals in economic
relations among countries. Newly industrializing developing countries have seized
from developed countries an important share of the world market for manufactured
exports; booming international capital market has forged new links among the world's
financial centers but also raised new unease about global fînancial stability; wide
swings in Exchange rates and structural shifts in trade patterns have generated
political pressures that gravely threaten the open international trading system built
up so painstakingly after world war II; and the countries of the former soviet bloc
have shaken off communist rule, often establishing market economies open to
international flows of commodities and capital. Even in the United States, which is
more self-sufficienf than nations with smaller economies, problems of international
economic policy have assumed primacy and moved decisively to the newspaper's front
pages.
Recent general developments in the world economy raise concerns that
have preoccupied international economists for more than two centuries, such as the
nature of the international adjustment mechanism and the merits of free trade
compared with protection. As always in international economies, however, the
interplay of events and ideas has led to new modes of analysis. Three notable examples
of recent progress are the asset market approach to Exchange rates; new theories of
foreign trade and industrial location based on increasing returns and market
structure rather than comparative advantage; and the inter-temporal analysis of
international capital flows, which has been central both in refining the concept of
'external balance’ and in examining the determinants of developing country
borrowing and default.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 26 KASIM 2005)
ALMANCA KOMPOZİSYON SORUSU
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 15/100 puandır.)
Schliessen sich Regionalismus und Globalisierung in einer interdependenten
Globalwirtschaft gegenseitig aus? Erklâren Sie die Beziehung des Regionalismus zur
Globalisierung, wie konkurriert der Regionalismus mit der Globalisierung öder wie ergânzt er
sie? T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 26 KASİM 2005)
AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ.
(Bu bölümün yazılı sınav içerindeki ağırlığı 10/100 puandır.)
Wirtschaftliche und soziale Überforderung der EU?
Die Beantwortung der Fragestellımg dieses Themenkomplexes setzt eine
Analyse der türkischen Ökonomie voraus. Wichtig ist in unserem Zusammenhang
- nach einem kurzen Überblick über den Stand der türkischen Volkswirtschaft
heute - die Verortung, Umfang und Dependenz der Probleme. Erst auf dieser
Basis kann dann eine allgemeine Antwort auf die Frage nach einer mögüchen
Überforderung der EU gegeben werden.
Die Türkei hat nach Jahren eines starken Wirtschaftswachstums vor allem in
den Jahren 1997 bis 1999, zu Beginn des jetzigen Jahrzehnts schwere
wirtschaflliche Turbulenzen durchlebt. Das Jahr 2001 brachte die schwerste
Wirtschaftskrise seit J945, verbunden mit einem Zusammenbruch des
Bankensystems. Das Land stand vor dem Staatsbankrott Seither jedoch
verzeichnet die türkische Wirtschaft wieder einen Aufwartstrend mit hohen
wirtschaftlichen Wachstumsraten. Trotzdem nimmt die Arbeitslosigkeit im
Lande weiter zu — eine Folge der nach wie vor starken Geburtenziffern. Das
jâhrliche Bevölkerungswachstum belauft sich auf 1,83 Prozent. Jahrüch erreichen
400.000 bis 450.000 junge Menschen das arbeitsfâhige Alter und drangen auf
den Arbeitsmarkt.
Das hohe Wirtschaftswachstum vermag mit dem BevÖlkerungsanstieg und
dem sich durch die Industrialisierung im Rahmen der weltwirtschaftlichen
Globalisierung bestehenden Zwang zur Rationalisierung nicht Schritt zu halten.
Der Anstieg der Arbeitslosigkeit ist aber auch eine Folge der Krise des Jahres
2001, als mehr als eine Million Menschen ihren Arbeitsplatz verloren. Staat und
Privatwirtschaft sind stark verschuldet, eine der Ursachen der bisher hohen
Inflationsrate. İm Jahresdurchschnitt 2004 soll sie jedoch auf zwölf Prozent auf
Jahresbasis sinken. Durch die hohen Zinsen (eine Folge der Inılation und der
hohen Kreditnachfrage des Staates) wird die Investitionsaktivitât der
Unternehmen gedâmpft.
Das Ergebrüs ist eine "Rentenwirtschaft": Die Banken vergeben ihre Kredite
lieber an den Staat als an Privatpersonen und erwirtschaften damit risikolos hohe
Gewinne. T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 26 KASIM 2005)
FRANSIZCA KOMPOZİSYON SORUSU
(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 15/100 puandır.)
Est-ce que le regionalisme et la globalisation s'excluent mutuellement dans une
interdependante economie globale?
Quelle relation pourrait-on etablir entre le regionalisme et la globalisation, comment
concurrent-ils ou comment se completent-ils?
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 26 KASIM 2005)
AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ.
(Bu bölümün yazılı sınav içerindeki ağırlığı 10/100 puandır.)
La Chine : Un eleve diffîcile pour I'OMC
Absence de traitement national, manque de transparence ou
de respect de la propriete inteHectuelle... les
griefs
Deux ans apres son entree â l'Organisation mondiale du commerce
(OMC), la Chine respecte â peu pres ses engagements. Elle tarde â se mettre
en conformite avec les regles du commerce mondial en multipliant les
obstacles non tarifaires, estiment les observateurs et les representants
d'entreprises etrangeres en Chine.
Des problemes perdurent dans un certain nombre de secteurs, qui
apparaissent pour les uns comme des malentendus et pour d'autres comme
des entraves â rouverture, oü, sous un respect de la lettre des accords, leur
esprit n'est pas respecte, selon le vice-ministre du Commerce Wei Jianguo.
Süite â une enquete realisee aupres de ses adherents, la Chambre de
commerce sino-americaine (US China Business Council) vient d'attribuer une
mention «passable» â la Chine pour les progres effectues depuis son
adhesion. Ainsi, dans l'industrie automobüe, les nouvelles regles
autorisant les constructeurs etrangers â offrir des credits pour fınancer les
achats de vehicules n'ont ete promulguees qu'en octobre, presque deux ans
plus tard que prevu par le calendrier.
De son cöte, la Chambre de commerce europeenne, tout en se
declarant «globalement satisfaite» du respect des engagements chinois,
souligne İa multipHcation des barrieres non tarifaires qui freinent i'expansion
du commerce et Timplantation de societes etrangeres. Ainsi, la Chambre
Europeenne regrette l'absence de traitement national, le manque de
transparence ou de respect de la propriete intellecruelle.
Şans raison apparente, les cosmetiques ımportes doivent par
exemple etre enregistres aupres de deux agences gouvemementales
differentes. Rappelons que ce n'est qu' apres quinze annees de longues et
âpres negociations, secteur par secteur, que l'organisme de regulation du
commerce mondial avait admis la Chine dans ses rangs T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ
TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(İKİNCİ BOLUM VI)
(Bu bölümün bilim sınavı içerisindeki ağırlığı 8/50 puandır.)
KAMU MALİYESİ
1. Aşağıdaki kavramları açıklayınız.
a) Gizli artan oranlı vergi
b) Oylama paradoksu
c) Asimetrik enformasyon
d) Mali anestezi T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ
TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(İKİNCİ BOLUM V)
(Bu bölümün bilim sınavı içerisindeki ağırlığı 8/50 puandır.)
HUKUK
1. "Suç ve Cezaların Kanuniliği İlkesi"ni açıklayınız. T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ
TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARfŞMA SINAVI
(ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
( İKİNCİ BOLUM IV)
(Bu bölümün bilim sınavı içerisindeki ağırlığı 8/50 puandır.)
siyasi tarih-inkilap
tarihi
1. Osmanlı'da 19.yüzyılda sanayileşme alanında yapılan çahsmalan ve verdikleri
sonuçlan açıklayınız. Bu dönemdeki Osmanlı ekonomisi ve dış ticaretine "genel
hatlanyla değininiz. T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ TİCARET
MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(İKİNCİ BOLUM III)
(Bu bolümün bilim sınavı içerisindeki ağırlığı 8/50 puandır.)
TÜRKİYENİN YÖNETİM YAPISI
1. Türkiyenin yönetim yapısına yön veren Anayasal İlkeler nelerdir? Bunlardan
doğrudan kamu yönetimini etkileyenleri açıklayınız. T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ TİCARET
MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(İKİNCİ BOLUM II)
(Bu bölümün bilim sınavı içerisindeki ağırlığı 8/50 puandır.)
ULUSLARARASI POLİTİKA-ULUSLARARASI KURULUŞ SORUSU
1. Küresel Ticareti düzenleyen kurum ve kuruluşlar nelerdir? Küreselleşmenin
içinde bulunduğumuz bu son aşamasında bu kurum ve kuruluslann rollerinde ne
gibi değişiklikler olmuştur? Açıklayarak tartışınız. T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ TİCARET
MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
( İKİNCİ BOLUM I)
(Bu bölümün bilim sınavı içerisindeki ağırlığı 10/50 puandır.)
EKONOMİ SORUSU
1. Dünya toplam mal ticareti içinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin yeri
hakkında bilgi veriniz. Dünya ticaretinin gelişimindeki mevcut trendlere ve
gelecek hakkındaki kısaca beklentilerinize değininiz. - T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ TİCARET
MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(BİRİNCİ BOLUM I)
AŞAĞIDAKİ METNİ İNGİLİZCE'YE ÇEVİRİNİZ. (Bu sorunun
yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 10/50 puandır.)
Dünyada Yoksulluk ve Kalkınma
II. Dünya savaşı sonrasında, dünya genelinde büyük bir büyüme dönemi yaşanmıştır: 1950-
2001 yılları arası birey başına yıllık büyüme oranı, batı dünyasında yüzde 2.8 , geri kalan
kısmında ise yüzde 2.2 olmuş, en yoksul ülkeler ile en zengin ülkeler arasında gelir farklılığı
büyümüştür. Dünya ekonomisi 2001 yılında yüzde 2.3, 2003 yılında yüzde 3 büyürken çok
hızlı olmamasına rağmen bunun devam edeceği tahmin edilmiştir. Dünya ekonomilerinde
toparlanma olmayışı , Türkiye açısından da ekonomik gelişmeyi sağlayamaması sonucunu
doğuracaktır.
Dünya gelirinin her geçen yıl artışına karşılık, bu dağılımın zengin ülkeler lehine olması,
ülkelerin sınıfları arasındaki dağılımını daha da bozarak, azgelişmiş ülkelerin yoksulluk
sorunun giderek artmasına yol açmaktadır. Kuzey ülkeleri sadece hayvanlarını beslemek için
yılda 540 milyon ton hububat harcarken, bir zamanlar et ve tahıl ambarı olarak bilinen
Arjantin'de ise her üç kişiden bir yoksuldur.
Güney ülkelerinin dünya ekonomisinden artan ölçüde dışlanması ile gündeme gelen yoksulluk
süreci alarm verici boyutlara ulaşmıştır. Dünya Bankası yoksulluk boyutu ve eşitsizlik
konusunda belirttiği ölçüt şöyledir; hane halklarının elde ettiği gelir küçükten büyüğe doğru
sıralanır, ilk yüzde 40'ın toplam gelirden aldığı pay yüzde 12'den küçükse yüksek düzeyde
işsizlik söz konusudur, yüzde 17'den büyükse düşük düzeyde eşitsizlikten söz edilmektedir.
Ayrıca gıda, enerji alımı yöntemi ve temel gereksinmeler maliyet yöntemi olarak ifade edilen
iki farklı yöntem de benimsenmiştir. T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ TİCARET
MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(BİRİNCİ BOLUM I)
AŞAĞIDAKİ METNİ FRANSIZCA'YA ÇEVİRİNİZ. (Bu sorunun
yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 10/50puandır.)
Dünyada Yoksulluk ve Kalkınma
II. Dünya savaşı sonrasında, dünya genelinde büyük bir büyüme dönemi yaşanmıştır. 1950-
2001 yılları arası birey başına yıllık büyüme oranı, batı dünyasında yüzde 2.8 , geri kalan
kısmında ise yüzde 2.2 olmuş, en yoksul ülkeler ile en zengin ülkeler arasında gelir farklılığı
büyümüştür. Dünya ekonomisi 2001 yılında yüzde 2.3, 2003 yılında yüzde 3 büyürken çok
hızlı olmamasına rağmen bunun devam edeceği tahmin edilmiştir. Dünya ekonomilerinde
toparlanma olmayışı , Türkiye açısından da ekonomik gelişmeyi sağlayamaması sonucunu
doğuracaktır.
Dünya gelirinin her geçen yıl artışına karşılık, bu dağılımın zengin ülkeler lehine olması,
ülkelerin sınıfları arasındaki dağılımını daha da bozarak, azgelişmiş ülkelerin yoksulluk
sorunun giderek artmasına yol açmaktadır. Kuzey ülkeleri sadece hayvanlarını beslemek için
yılda 540 milyon ton hububat harcarken, bir zamanlar et ve tahıl ambarı olarak bilinen
Arjantin'de ise her üç kişiden bir yoksuldur.
Güney ülkelerinin dünya ekonomisinden artan ölçüde dışlanması ile gündeme gelen yoksulluk
süreci alarm verici boyutlara ulaşmıştır. Dünya Bankası yoksulluk boyutu ve eşitsizlik
konusunda belirttiği ölçüt şöyledir; hane halklarının elde ettiği gelir küçükten büyüğe doğru
sıralanır, ilk yüzde 40'ın toplam gelirden aldığı pay yüzde 12'den küçükse yüksek düzeyde
işsizlik söz konusudur, yüzde 17'den büyükse düşük düzeyde eşitsizlikten söz edilmektedir.
Ayrıca gıda, enerji alımı yöntemi ve temel gereksinmeler maliyet yöntemi olarak ifade edilen
iki farklı yöntem de benimsenmiştir. T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ TİCARET
MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(BİRİNCİ BOLUM I)
AŞAĞIDAKİ METNİ ALMANCA'YA ÇEVİRİNİZ.
(Bu sorunun yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 10/50puandır.)
Dünyada Yoksulluk ve Kalkınma
II. Dünya savaşı sonrasında, dünya genelinde büyük bir büyüme dönemi yaşanmıştır. 1950-
2001 yılları arası birey başına yıllık büyüme oram, batı dünyasında yüzde 2.8 , geri kalan
kısmında ise yüzde 2.2 olmuş, en yoksul ülkeler ile en zengin ülkeler arasında gelir farklılığı
büyümüştür. Dünya ekonomisi 2001 yılında yüzde 2.3, 2003 yılında yüzde 3 büyürken çok
hızlı olmamasına rağmen bunun devam edeceği tahmin edilmiştir. Dünya ekonomilerinde
toparlanma olmayışı , Türkiye açısından da ekonomik gelişmeyi sağlayamaması sonucunu
doğuracaktır.
Dünya gelirinin her geçen yıl artışına karşılık, bu dağılımın zengin ülkeler lehine olması,
ülkelerin sınıfları arasındaki dağılımım daha da bozarak, azgelişmiş ülkelerin yoksulluk
sorunun giderek artmasına yol açmaktadır. Kuzey ülkeleri sadece hayvanlarım beslemek için
yılda 540 milyon ton hububat harcarken, bir zamanlar et ve tahıl ambarı olarak bilinen
Arjantin'de ise her üç kişiden bir yoksuldur.
Güney ülkelerinin dünya ekonomisinden artan ölçüde dışlanması ile gündeme gelen yoksulluk
süreci alarm verici boyutlara ulaşmıştır. Dünya Bankası yoksulluk boyutu ve eşitsizlik
konusunda belirttiği ölçüt şöyledir; hane halklarının elde ettiği gelir küçükten büyüğe doğru
sıralanır, ilk yüzde 40'ın toplam gelirden aldığı pay yüzde 12'den küçükse yüksek düzeyde
işsizlik söz konusudur, yüzde 17'den büyükse düşük düzeyde eşitsizlikten söz edilmektedir.
Ayrıca gıda, enerji alımı yöntemi ve temel gereksinmeler maliyet yöntemi olarak ifade edilen
iki farklı yöntem de benimsenmiştir. T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ
TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(BİRİNCİ BOLUM II)
AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ. (Bu sorunun
yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 10/50 puandır.)
A close look at the rise and fail of the Southeast Asian "tigers" reveals the central role of a
development process sustained not principally by domestic savings and investment but by the
huge infusions of foreign capital. in the late eighties, the region's grovrth was heavily
dependent on Japanese direct investment. When this began to taper off in the early nineties,
the region's fınancial and technocrat elites sought other sources of foreign capital. These they
found in the portfolio investors and big intemational banks that were scouring the gVobe at
around the same time in search of alternatives to the lovv real interest rates and declining
returns in the stock markets of New York, London, Tokyo.
Mediating the relationshıp betvveen the banks and investors and what came to be fashionably
termed the "big emerging markets" was the International Monetary Fund (IMF), which
pushed the Asian financial authorities incessantly to liberalise their capital account and öpen
their fınancial sector more fully to foreign participation. With the blessings of the Fund, the
authorities added two more ingredients: high interest rates and a fıxed rate of exchange
between the local currency and the dollar to insure investors against the risk of devaluations
that could erode the value of their investments. T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ
TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(BİRİNCİ BÖLÜM II)
AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ. (Bu sorunun
yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 10/50 puandır.)
C'est au Proche-Orient que se deroulent, en ce debut de XXI
e
siecle, queîques-uns des
conflits les plus sanglants de la planete et les plus dangereux pour la paix mondiale. Le face â
face entre Israeliens et Palestiniens, vieux de plusieurs decennies, connaît une impasse
sanglante qui peşe lourdement sur toute la region. L'operation anglo-anıericaine en Irak a mis
fin â la dictature du president Saddam Hussein, mais plonge le pays dans une terrible-guerre
çivile. Malgre l'enlisement de ses Marines et la desaffection majoritaire de l'opinion
americaine, l'administration Bush menace maintenant ITran, sous pretexte que celui-ci entend
developper son energie nucleaire. Quant au Liban, il n'a echappe â l'emprise syrienne que
pour replonger dans les dechirements intercommunautaires responsables, de 1975 â 1989, de
quelque 30 000 morts. Plus loin, en Afghanistan, l'intervention occidentale, enterinee par les
Nations unies, n'a ni defait les talibans ni reconstruit un pays ravage par vingt-cinq ans
d' affrontements...
Que les plus grandes batailles planetaires se menent au Proche-Orient n'a rien
d'etonnant, tant cette region occupe une place strategique majeure. Elle produit 35 % du
petrole mondial et en detient 68 % des reserves, alors que l'Agence internationale de l'energie
esrime que la demande en hydrocarbures va croître de 1,9 % par an .
Enlin, si beaucoup de facteurs historiques partİcipent aux maux du Proche-Orient
(consequences d'une colonisation tardive, succes mais aussi echecs du mouvement national
arabe) c'est avant tout l'etat de guerre incessant genere par le conflit israelo-palestinien qui
transforme la region en une veritable poudriere. En cinquante ans; il a provoque cinq
affrontements generalises (1948, 1956, 1967, 1973 et 1982), plus, indirectement, la guerre
çivile au Liban. Ces conflits en serie ont entraîne une course aux armements devoreuse de
richesses, lesquelles ont ensuite fait cruellement defaut au developpement. T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ TİCARET
MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(BİRİNCİ BOLUM II)
AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ. (Bu sorunun
yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 10/50 puandır.)
Die Bedeutung kleiner und mittlerer Unternehmen für den Struktunvandel der deutschen
Volksvvirtschaft und deren staatliche Förderung.
Ökonomische Existenzgründungen von Zugewanderten aus der Türkei in. Deutschland
bewegen sich in der weitaus übenviegenden Mehrzahl im Segment kleinerer und mittlerer
Unternehmen, auch wenn Grossunternehmen wie z. B. Öger-Tours in der Tourismusbranche
öder Santex in der Textilbranche sehr erfolgreich im europâschen Markt operieren. Gerade im
Segment der kleineren und mittleren Unternehmen liegen besondere Zukunfîtschancen und
genau in diesem Bereich leisten türkischstâmmige Selbstândige einen beachtlichen Beitrag für
die deutsche Wirtschaft. Erlauben Sie mir deshalb, komprimiert die ökonomischen Effekte
einer Strategie der Förderung der Mittelstands- und Existenzgründungsoffensive zu
kommentieren:
Die wirtschaftliche Bedeutung des Mittelstandes beruht vornehmlich auf dessen
Vielseitigkeit, Marktnâhe, Flexibilitat und Beschâftigungsvvirksamkeit. Mit seiner
Leistungsfahîgkeit und Stabilitat hat der Mittelstand entscheidenden Anteil am
marktvvirtschaftlichen System, dessen Existenz und Funktionieren von einer breiten und
vielfaltigen Schicht selbstândiger Unternehmer aîs Trager vvirtschaftlicher
Einzelentscheidungen abhângen. Durch die im Vergleich zu Grossunternehmen höhere
Flexibilitât kleiner und mittlerer Unternehmen werden diese in die Lage versetzt, auf
Marktentvvicklungen, stetig wechselnde Konsumwünsche sovvie konjunkturelle
Verânderungen schneller reagieren zu können. T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ
TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(BİRİNCİ BOLUM III)
TÜRKÇE KOMPOZİSYON SORUSU (Bu sorunun yazılı
sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 15/50 puandır.)
Enflasyon ve dış ticaret arasında nasıl bir ilişki vardır? Konuyu, Türkiye ekonomisinden
örnekler vererek tartışınız. T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(BİRİNCİ BOLUM IV)
ALMANCA KOMPOZİSYON SORUSU (Bu sorunun yazılı
sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 15/50puandır.)
Wie bringen sie unfaire Handelspraktiken und die Millenium Entwicklungsziele der
Vereinten Nationen, welche darauf zielen globale Armut bis 2015 zu halbieren, in Einklang?
Schildern sie die prinzipielle Beziehung zwischen Handel, Wirtschaftswachstum und Armut. T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ
TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(BİRİNCİ BOLUM IV)
FRANSIZCA KOMPOZİSYON SORUSU (Bu sorunun yazılı
sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 15/50puandır)
Comment est-ce que vous reconciliez les pratiques de commerce deloyales et les
Objectifs de Deveioppement pour İe Miilenaire des Nations Unies visant â diminuer de
moitie la pauvrete mondiale jusqu'â 2015? Decrivez la relation principale parmi İe
commerce, la croissance economique et la pauvrete? T.C.
BAŞBAKANLIK DIŞ
TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAVI (ANKARA, 30 EYLÜL 2006)
(BİRİNCİ BOLUM IV)
İNGİLİZCE KOMPOZİSYON SORUSU (Bu sorunun yazılı
sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 15/50 puandır.)
How do you reconcüe unfair trade practices and United Nations
Millennium Development Goals which aim to halve global poverty by 2015? Delineate
the principle relationship among trade, economic growth and povert
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( İKİNCİ BÖLÜM VI )
( Bu bölümün bilim sınavı içerisindeki ağırlığı 8/50 puandır.)
KAMU MALİYESİ :
1. Doğal tekel piyasalarının belirleyici özellikleri nelerdir? Doğal tekel piyasaları ile ilgili
olarak yürütülecek kamu politikaları neler olabilir ? Açıklayınız.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( İKİNCİ BÖLÜM V )
( Bu bölümün bilim sınavı içerisindeki ağırlığı 8/50 puandır.)
HUKUK :
1. Yaptırım kavramını açıklayarak türleri hakkında kısa bilgi veriniz.
2. Türkiye’de Başbakan ve Bakanlar Kurulunun anayasal konumunu anlatınız. T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( İKİNCİ BÖLÜM IV )
( Bu bölümün bilim sınavı içerisindeki ağırlığı 8/50 puandır.)
SİYASİ TARİH VE CUMHURİYET TARİHİ :
1. Endüstri Devrimi ve Fransız İhtilali’nin, modern Avrupa’nın teşekkülündeki rollerini
değerlendiriniz.
2. Türk Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştıran iç ve dış faktörlerin bir değerlendirmesini
yapınız.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
(İKİNCİ BÖLÜM III)
( Bu bölümün bilim sınavı içerisindeki ağırlığı 8/50 puandır.)
SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ :
1. Türkiye’de kamu yönetiminin denetimi hangi yollarla yapılmaktadır? Türk kamu
yönetimi, son yıllardaki reform çalışmaları ile geleneksel denetim yolları dışında
hangi yeni bir denetim yoluyla tanışmıştır?
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( İKİNCİ BÖLÜM II )
( Bu bölümün bilim sınavı içerisindeki ağırlığı 8/50 puandır.)
ULUSLARARASI POLİTİKA -ULUSLARARASI KURULUŞLAR :
1. Ekonomik karşılıklı bağımlılık, uluslararası bir güvenlik sorunu yaratabilir mi? Neden?Tartışınız. T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( İKİNCİ BÖLÜM I )
( Bu bölümün bilim sınavı içerisindeki ağırlığı 10/50 puandır.)
EKONOMİ SORUSU :
1. Bir ülkede yurtiçi tasarruf ve yurtiçi yatırım değişkenleri arasındaki yüksek
korelasyon, söz konusu ülkenin uluslararası sermaye hareketliliğine kapalı
olduğunun bir göstergesi midir? Yanıtınız evet ise, hangi koşullarda? Yanıtınız hayır
ise, hangi koşullarda olduğunu açıklayınız? T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( BİRİNCİ BÖLÜM I )
( Bu sorunun yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 10/50 puandır.)
AŞAĞIDAKİ METNİ İNGİLİZCE'YE ÇEVİRİNİZ.
1970’lerin sonuna doğru dünyada yaşanan finansal serbestleşme hareketleri Türkiye’yi de etkisi altına almış,
bunun sonucunda uygulamaya konulan 24 Ocak 1980 istikrar kararlarıyla birlikte Türkiye ekonomisinde yeni bir
dönem başlamıştır. Bu kararlarla birlikte ekonomik dışa açılma, serbest piyasa ekonomisine geçiş, liberalleşme
gibi amaçlar önem kazanmıştır.
24 Ocak kararlarıyla birlikte 1 Temmuz 1980’den itibaren kredi ve mevduat faizleri büyük ölçüde serbest
bırakılmıştır. “Temmuz Bankacılığı” olarak da nitelendirilen bu uygulama ile 1960-80 dönemindeki mevduatlara
enflasyonun altında, negatif faiz uygulaması son bulmuş, mevduata pozitif faiz yani enflasyonun üzerinde faiz
verilmeye başlanmıştır. Faizlerin bazı özel durumlar haricinde serbest bırakılması, kısa sürede mevduat
faizlerinde ve buna bağlı olarak kredi faizlerinde büyük miktarlarda artışı da beraberinde getirmiştir. Faizlerde
kontrolsüzlüğün bankacılık ve bankerlik kesimlerinde yarattığı sorunlar yüzünden 1983 yılında faiz serbestisi
sona ermiş, 1987’den itibaren tekrar faiz serbestisine dönülmüştür.
Temmuz Bankacılığı ile birlikte yabancı banka kurulmasına veya Türkiye’de şube açmalarına getirilen
kısıtlamalar kaldırılmış ve yeni ticaret bankalarının kurulmasına izin verilmiştir. Bu dönem ayrıca Türk
bankalarının da dışa açılmalarının başladığı dönemdir.
24 Ocak kararlarıyla birlikte faiz oranlarının serbest bırakılması tüketim harcamalarının daralmasına,
tasarrufların banka ve bankerlere akmasına yol açtı. Bu durum en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün sınai ve
ticari işletmeleri, ürettikleri ya da aracılık yaptıkları malları satamaz hale getirdi. Firmalar büyük stoklama
maliyetleri ile çalışmak zorunda kaldılar. Yetersiz sermaye ve ağır bir kredi yüküyle çalışan firmalar ellerindeki
kaynakları üretim sürecine sokamaz oldular. (224 kelime)
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( BİRİNCİ BÖLÜM I )
(Bu sorunun yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 10/50puandır.)
AŞAĞIDAKİ METNİ FRANSIZCA'YA ÇEVİRİNİZ
1970’lerin sonuna doğru dünyada yaşanan finansal serbestleşme hareketleri Türkiye’yi de
etkisi altına almış, bunun sonucunda uygulamaya konulan 24 Ocak 1980 istikrar kararlarıyla
birlikte Türkiye ekonomisinde yeni bir dönem başlamıştır. Bu kararlarla birlikte ekonomik
dışa açılma, serbest piyasa ekonomisine geçiş, liberalleşme gibi amaçlar önem kazanmıştır.
24 Ocak kararlarıyla birlikte 1 Temmuz 1980’den itibaren kredi ve mevduat faizleri büyük ölçüde serbest
bırakılmıştır. “Temmuz Bankacılığı” olarak da nitelendirilen bu uygulama ile 1960-80 dönemindeki mevduatlara
enflasyonun altında, negatif faiz uygulaması son bulmuş, mevduata pozitif faiz yani enflasyonun üzerinde faiz
verilmeye başlanmıştır. Faizlerin bazı özel durumlar haricinde serbest bırakılması, kısa sürede mevduat
faizlerinde ve buna bağlı olarak kredi faizlerinde büyük miktarlarda artışı da beraberinde getirmiştir. Faizlerde
kontrolsüzlüğün bankacılık ve bankerlik kesimlerinde yarattığı sorunlar yüzünden 1983 yılında faiz serbestisi
sona ermiş, 1987’den itibaren tekrar faiz serbestisine dönülmüştür.
Temmuz Bankacılığı ile birlikte yabancı banka kurulmasına veya Türkiye’de şube açmalarına getirilen
kısıtlamalar kaldırılmış ve yeni ticaret bankalarının kurulmasına izin verilmiştir. Bu dönem ayrıca Türk
bankalarının da dışa açılmalarının başladığı dönemdir.
24 Ocak kararlarıyla birlikte faiz oranlarının serbest bırakılması tüketim harcamalarının daralmasına,
tasarrufların banka ve bankerlere akmasına yol açtı. Bu durum en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün sınai ve
ticari işletmeleri, ürettikleri ya da aracılık yaptıkları malları satamaz hale getirdi. Firmalar büyük stoklama
maliyetleri ile çalışmak zorunda kaldılar. Yetersiz sermaye ve ağır bir kredi yüküyle çalışan firmalar ellerindeki
kaynakları üretim sürecine sokamaz oldular. (224 kelime) T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( BİRİNCİ BÖLÜM I )
( Bu sorunun yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 10/50puandır.)
AŞAĞIDAKİ METNİ ALMANCA'YA ÇEVİRİNİZ.
1970’lerin sonuna doğru dünyada yaşanan finansal serbestleşme hareketleri Türkiye’yi de etkisi altına almış,
bunun sonucunda uygulamaya konulan 24 Ocak 1980 istikrar kararlarıyla birlikte Türkiye ekonomisinde yeni bir
dönem başlamıştır. Bu kararlarla birlikte ekonomik dışa açılma, serbest piyasa ekonomisine geçiş, liberalleşme
gibi amaçlar önem kazanmıştır.
24 Ocak kararlarıyla birlikte 1 Temmuz 1980’den itibaren kredi ve mevduat faizleri büyük ölçüde serbest
bırakılmıştır. “Temmuz Bankacılığı” olarak da nitelendirilen bu uygulama ile 1960-80 dönemindeki mevduatlara
enflasyonun altında, negatif faiz uygulaması son bulmuş, mevduata pozitif faiz yani enflasyonun üzerinde faiz
verilmeye başlanmıştır. Faizlerin bazı özel durumlar haricinde serbest bırakılması, kısa sürede mevduat
faizlerinde ve buna bağlı olarak kredi faizlerinde büyük miktarlarda artışı da beraberinde getirmiştir. Faizlerde
kontrolsüzlüğün bankacılık ve bankerlik kesimlerinde yarattığı sorunlar yüzünden 1983 yılında faiz serbestisi
sona ermiş, 1987’den itibaren tekrar faiz serbestisine dönülmüştür.
Temmuz Bankacılığı ile birlikte yabancı banka kurulmasına veya Türkiye’de şube açmalarına getirilen
kısıtlamalar kaldırılmış ve yeni ticaret bankalarının kurulmasına izin verilmiştir. Bu dönem ayrıca Türk
bankalarının da dışa açılmalarının başladığı dönemdir.
24 Ocak kararlarıyla birlikte faiz oranlarının serbest bırakılması tüketim harcamalarının daralmasına,
tasarrufların banka ve bankerlere akmasına yol açtı. Bu durum en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün sınai ve
ticari işletmeleri, ürettikleri ya da aracılık yaptıkları malları satamaz hale getirdi. Firmalar büyük stoklama
maliyetleri ile çalışmak zorunda kaldılar. Yetersiz sermaye ve ağır bir kredi yüküyle çalışan firmalar ellerindeki
kaynakları üretim sürecine sokamaz oldular. (224 kelime)
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( BİRİNCİ BÖLÜM II )
( Bu sorunun yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 10/50puandır.)
AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ.
The Uruguay Round succeeded in creating the first comprehensive set of multilateral trade rules on agriculture, i.e.the
WTO’s Agreement on Agriculture. It created a framework for disciplining agriculture subsidies and it initiated a process
of market opening in agricultural trade. The Doha Round promises to build on the results of the Uruguay Round by
going further in “levelling the playing field” in agricultural trade.
The Uruguay Round reduced the agricultural tariffs of developed countries by an average of 36%, and of developing
countries by an average of 24%, except for those who chose to simply bind their tariffs.This time we have abandoned
average reduction, which gave countries the option to pick and choose and left us with sky high tariffs on sensitive
products, in favour of a banded formula which will cut higher tariffs more than lower tariffs. Furthermore, even
conservative proposals on the table today go well beyond the tariff cuts achieved in the Uruguay Round.
The Uruguay Round saw a reduction of trade-distorting agriculture subsidies of rich countries by 20%. Today we are
discussing cuts more than three times bigger.In the Uruguay Round, developed countries agreed to reduce their export
subsidy spending by 21% whereas today we have already agreed to the complete elimination of this category of
subsidies by 2013. The Doha Round would also strengthen and develop new disciplines for other forms of export
support such as export credits, food aid and state trading enterprises.
In addition, in the Doha Round cotton will receive ambitious, expeditious and specific treatment with respect to all three
pillars of the negotiations.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( BİRİNCİ BÖLÜM II )
( Bu sorunun yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 10/50puandır.)
AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ
Politique monétaire de la Turquie
(252 mots)
Des problèmes intérieurs et les vents économiques contraires dans le monde en mai et juin ont pesé sur
le marché turc et ravivé les doutes quant à la durabilité de la reprise de la Turquie après la crise financière de
2000-2001. Au plus fort de la tourmente, la lire turque a perdu 20 % de sa valeur par rapport à l’USD, mais le
cours est maintenant remonté à 1,49. Pour le moment, les mesures énergiques prises par les autorités, en
particulier les hausses des taux d’intérêt, les interventions sur les marchés de change ont redonné confiance aux
investisseurs et stabilisé les marchés.
La longue période de baisse de l’inflation a pris fin brusquement en avril et a forcé le gouvernement à
renverser sa politique monétaire expansionniste et à délaisser le contrôle de la croissance pour ralentir plutôt
l’inflation. Selon les données les plus récentes, les pressions inflationnistes restent élevées, l’inflation en
septembre demeurant à deux chiffres (10,6 %) contre 10,3 % en août. La banque centrale a relevé les taux
d’intérêt de 425 pb entre mai et juillet, afin de contenir les hausses de prix.
La Turquie a réussi à se sortir de la récente période d’incertitude financière, et les fondamentaux
semblent stables. La confiance des marchés restera probablement tiède étant donné le ralentissement continu de
l’économie mondiale. Cependant, la combinaison de mesures à la base du programme du FMI, conjuguée au
processus continu d’adhésion à l’UE, permettra vraisemblablement d’appuyer et d’améliorer la convergence à
long terme de la Turquie avec l’UE.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( BİRİNCİ BÖLÜM II )
( Bu sorunun yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 10/50puandır.)
AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ
EXPORTE IN DIE TÜRKEİ UM 18% GESTIEGEN
Wie das Statistische Bundesamt mitteilt, sind im Jahr 2003 die deutschen Exporte in die
Türkei gegenüber dem Vorjahr um 18,0% auf knapp 8,9 Mrd. Euro gestiegen. Die Einfuhren
aus der Türkei nach Deutschland erhöhten sich im gleichen Zeitraum um 3,9% auf 7,2 Mrd.
Euro. Für die deutsche Handelsbilanz mit der Türkei ergab sich damit ein Ausfuhrüberschuss
von knapp 1,7 Mrd. Euro.
Die Hauptausfuhrgüter von Deutschland in die Türkei waren 2003 vor allem Pkw und
Wohnmobile im Wert von 862 Mill. Euro (Anteil von 9,7% an der Gesamtausfuhr von
Deutschland in die Türkei) und Fahrgestell-, Karosserie- und Motorteile im Wert von 680
Mill. Euro (7,7%). Weitere wichtige Exportgüter waren Kunststoffe (342 Mill. Euro; 3,9%),
nachrichtentechnische Geräte (205 Mill. Euro; 2,3%) und Eisen-, Blech- und Metallwaren
(247 Mill. Euro; 2,8%). Aus der Türkei wurden im vergangenen Jahr vorwiegend Bekleidung aus Baumwolle im Wert
von 2,0 Mrd. Euro (Anteil von 28,1% an der Gesamteinfuhr aus der Türkei nach Deutschland)
und Fahrgestell-, Karosserie- und Motorteile (385 Mill. Euro; 5,3%) nach Deutschland
geliefert. Wichtige Importgüter waren ferner Rundfunk- und Fernsehgeräte (357 Mill.
Euro;5,0%) und Schalen- und Trockenfrüchte (270 Mill. Euro; 3,8%).
In der Rangfolge der Außenhandelspartner der Bundesrepublik Deutschland lag die Türkei im Jahr 2003
einfuhrseitig auf Position 21 und ausfuhrseitig auf Position 18.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( BİRİNCİ BÖLÜM III )
( Bu sorunun yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 15/50 puandır.)
TÜRKÇE KOMPOZİSYON SORUSU
Ekonomi diplomasisi teriminden ne anlıyorsunuz? Yakın Gelecekte Türkiyenin Dış Politikasında sizce ekonomi
diplomasisinin yeri ne olacaktır? T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( BİRİNCİ BÖLÜM IV )
( Bu sorunun yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 15/50 puandır.)
ALMANCA KOMPOZİSYON SORUSU
Wie sollte die Türkei ihre Aussenhandelspolitik und Prioritäten gestalten? Bitte mit Beispielen erklären. T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( BİRİNCİ BÖLÜM IV )
( Bu sorunun yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 15/50 puandır.)
FRANSIZCA KOMPOZİSYON SORUSU
Comment la Turquie doit-elle structurer ses politiques et priorités de son commerce extérieur? Expliquer et
donner des exemples afin de soutenir votre réponse.
T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI
(ANKARA, 27 OCAK 2007)
( BİRİNCİ BÖLÜM IV )
( Bu sorunun yazılı sınavın birinci bölümü içerisindeki ağırlığı 15/50 puandır.)
İNGİLİZCE KOMPOZİSYON SORUSU
How must Turkey structure its foreign trade policies and priorities? Explain and
give examples to support your answer.