|
1989-MALİYE-HESAP UZMANLIĞI
Sınavın yapılacağı Gün ve Saat : 13.03.1989 Saat:9.30
Sınav süresi : Sorular Okunup yazdırıldıktan sonra 3,5 saattir.
SORU I : Aşağıdaki kavramları kısaca açıklayınız:
-Özel çekme hakkı
-Harç-Resim
-Dönüşüm (transformasyon) eğrisi
-Hazine Özel Hesabı
-Borçların tahkimi (konsolidasyonu)
SORU II : Reel kamu harcamalarının niteliğini ve kaynak dağılımına olan etkilerini açıklayınız.
SORU III : Dolaylı vergilerin fiyat artışları yoluyla yansıtılabileceği, gelir üzerinden alınan vergilerin ise bu şekilde yansıtılamayacağı; maliye teorisinde, özel durumlar dışında genel olarak benimsenmiş bir görüştür. Bu görüşü dayanaklarıyla açıklayınız:
SORU IV : Enflasyonist şartların hüküm sürdüğü, gelişmekte olan bir ülke ekonomisinde kısa dönemde fiyat istikrarını sağlamak için uygulanacak vergi politikasının esaslarını, kalkınma ve gelir bölüşümüne olan etkilerini de göz önünde tutarak anlatınız. Ülke vergileme kapasitesinin sınırına gelmiş ise başvurulabilecek diğer maliye politikası araçlarından en etkin olanlarını açıklayınız.
CEVAP 1 – Özel Çekme Hakkı ; (SDR, Special Draıving Rjghts) Bretton Woods sabit döviz kuru sistemini desteklemek üzere, 1969 yılında Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yürürlüğe konulmuştur. Bretton Woods Sistemi"ne entegre olan ülkelerin resmi rezervlerinin, ülkenin para biriminin uluslararası piyasalarda belirlenen kurdan alım-satım yapılabilmesini temin edecek düzeyde olması gereklilik arz etmekteydi. Ancak, hızla gelişmekte olan uluslararası ticari ve finansal işlemler, küresel boyutta kabul gören iki temel rezerv varlığının (ABD doları ve altın) yetersiz kalması sonucunu doğurmuş ve bu kapsamda, IMF"nin gözetimi altında, yeni bir rezerv varlığının ortaya konulması noktasında uluslararası bir uzlaşı doğmuştur.
Bu uzlaşı çerçevesinde, SDR mekanizmasının yürürlüğe konulmasından birkaç yıl sonra Bretton Woods Sistemi"nin ve sabit kur rejimlerinin küresel düzeyde çökmesi ve uluslararası sermaye piyasalarının ülkelerin finans ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde gelişmesi nedeniyle özel çekme hakkının kullanım alanı sınırlı kalmıştır. Günümüzde, SDR temel olarak, başta IMF olmak üzere bazı uluslararası kuruluşların hesap birimi olarak işlev görmektedir. SDR, IMF üyesi ülkelerin serbestçe kullanılabilecek kaynaklarına yönelik bir "potansiyel talep" olarak da nitelenebilir. Bu açıdan, özel çekme hakkının bir para birimi ya da doğrudan IMF kaynakları üzerindeki bir hak olarak değerlendirilmesi uygun değildir. SDR bulunduran ülkeler, diğer üyelerin serbestçe kullanılabilecek kaynakları üzerindeki potansiyel haklarını iki mekanizma yoluyla kullanabilirler: i) Doğrudan üye ülkelerin arasında gönüllülük esasına dayalı olarak yapılabilecek anlaşmalar, ii) IMF tarafından ortaya konulacak şartlar çerçevesinde, dış dengeleri açısından güçlü ülkelerin, dış kaynak ihtiyacı içindeki ülkelerin elindeki özel çekme haklarını satın almaları (SDR karşılığında dış kaynak sağlamaları).
SDR sisteminin kurulduğu dönemde, 1 SDR"m 1 ABD dolarına ve 0,888671 gram altına denk olması ilke olarak kabul edilmiştir. Ancak, Bretton Woods sisteminin 1973 yılında çökmesiyle birlikte, SDR"m değerinin uluslararası düzeyde kabul gören para birimlerinden oluşan bir sepete göre belirlenmesi uygulamasına geçilmiştir. Günümüzde SDR sepeti, avro, ABD doları, Japon yeni ve İngiliz sterlininden oluşmaktadır. SDR"m ABD doları cinsinden değeri, günlük olarak Londra piyasasında belirlenen çapraz kurlar uyarınca tespit edilmekte ve IMF"nin internet sayfası aracılığıyla kamuoyuna duyurulmaktadır.
SDR sepeti, dünya ticareti ve finansal sistemlerdeki gelişmeler dikkate alınarak, her beş yılda bir gözden geçirilmektedir. Bu çerçevede, 2000 yılı Ekim ayında yapılan son gözden geçirme çalışmasında, SDR sepetinde yer alan para birimlerinin ve ağırlıklarının belirlenmesindeki kıstaslar açıklığa kavuşturulmuş ve AB ortak para birimi avronun sepete dahil edilmesine karar verilmiştir. Bu değişiklikler 1 Ocak 2001"den itibaren yürürlüğe girmiştir.
Resim: Belli bir hizmetin yapılmasına izin veya ruhsat verilmesi karşılığı alınan para(damga resmi, eğlence resmi, ilan resmi ..)
Harç: bazı yönlerden vergiye benzemekle beraber birçok noktada vergiden ayrı özellikler taşımaktadır. Harçlar fiyatlar ve vergiler arasında yer alan bir kamu geliridir. Harca konu teşkil eden hizmetler sadece devlet tarafından üretilmektir. Böylece harç bazı kamu kuruluşlarının sundukları kamusal hizmetlerden yararlananların bu yararların belli b olarak ödedikleri Karşılıklardır. Harç ödeme için belli bir hizmetten yararlanmak yeterlidir. Vergi ile harç arasındaki benzer ve farklı noktalar şöylece sıralanabilir:
- Harçlar da vergiler gibi zorunlu olarak ödenirler. Nitekim Anayasamızın 73. maddesinde "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır" hükmü yer almaktadır.
- Vergiler karşılıksız olduğu halde, harçlar karşılıklıdırlar. Yanı harçlarda belirli bir hizmet bedeli özelliği vardır. Ancak bu karşılık, sunulan hizmetin bedelinin tamamı şeklinde değildir.
Harçlar için ülkemizden pek çok örnekler verilebilir. Örneğin; pasaport hizmetlerinden yararlananların ödedikleri Pasaport Harcı, üniversite öğrencilerinin ödediği Öğrenim Harcı, yargı hizmetinden yararlanmak isteyenlerin dava açarken ödedikleri Mahkeme Harcı, gayrimenkul malı satın alanların satın aldıkları bu gayrimenkulu tapu siciline tescil ettirdiklerinde ödedikleri Tapu Harcı, belediyelerin sundukları bazı hizmetler için aldıkları harçlar (Temizleme ve Aydınlatma Harcı, İşgal Harcı, Çalışma Ruhsatı Harcı, Bina İnşaat Harcı) bu arada sayılabilir.
-Dönüşüm (transformasyon) eğrisi
-HANGİ MALLAR NE MİKTARLARDA ÜRETİLMELİDİR
Bu sorun, ekonominin ürettiği her bir mal ve hizmetin miktarı ile ilgilidir. Kaynaklar kıt ve sınırlı olduğundan Hiçbir ekonomi, toplumdaki tüm bireylerin sayılamayacak kadar çok ve çeşitli olan gereksinimlerini karşılayacak mal ve hizmetleri üretemez, işte üretilmesi olası, mal ve hizmetlerden hangilerinin ve ne miktarlarda üretileceğinin saptanması, en önemli sorunlardan biridir. Çünkü bir mal ve hizmetten daha fazla üretmek, diğerinden daha az üretmek anlamına gelir. Bu nedenle, her toplum hangi mal ve hizmetleri ne kadar üretmesi gerektiğini belirlenmelidir. Örneğin, gıda maddeleri mi, giyecekler mi, Eldeki kaynaklarla bayındırlık ve konut yapımına mı önem verilmeli, yoksa eğitim kurumlarına mı öncelik tanınmalı yoksa sağlık hizmetlerine mi Bu dizin genişletilebileceği gibi, toplumdan topluma olduğu gibi zaman ve mekan içinde de değişir.
Eldeki kaynaklarla hangi mal ve hizmetlerin üretileceğinin belirlenmesinden sonra; ikinci sorun, bunlardan ne miktarda üretileceğidir. Bu sorunu olumlu çözümlere bağlama yolunun, üretilmesine karar verilen hizmetlerin toplum gereksinimlerine en uygun bileşimde olması gerektiği diyebiliriz. Diğer bir deyişle, üretim olanakları eğrisi üzerinde, hangi üretim bileşiminin seçimine karar verileceği ile ilgilidir. Daha fazla gıda maddeleri, daha az giyecekler mi yoksa bunun tersi mi? Eğer seçim, bulunduğu toplumun talep kalıplarına (tercihlerine) uygun yapılmamışsa, bazı gereksinimleri karşılayacak mal ve hizmetlerin bulunmasında güçlük çekilirken, bazı mallar alıcı bulamayacak ve zaten kıt olan kaynaklar israf edilmiş olacaktır. Özel mülkiyet ve girişim özgürlüğüne dayanan piyasa ekonomilerinde, hangi malların, ne miktarda üretileceği konusunda; fiyat mekanizması yol gösterici olmakta ve hatta sorunun çözümünü kendisi gerçekleştirmektedir. Başka bir deyişle, piyasa fiyatları hangi malların, ne miktarda üretileceğini düzenleyen bir rol oynar.
Kaynak kullanımı sorununu üretim olanakları ve dönüşüm (transformasyon) eğrisi yardımıyla açıklayabiliriz. Şekil 1'de ülkenin sahip olduğu kıt kaynaklarla yalnızca A (Gıda maddeleri) ve B (Giyecek) malları üretilebileceği kabul edilmiştir. Bütün kaynaklar B malı üretmek için kullanılırsa, belli bir zaman içinde, ON kadar giyecek üretilecek buna karşılık hiç gıda üretilmeyecektir. Eğer bütün kaynaklar yalnızca gıda maddeleri üretimi için kullanılırsa üretim toplamı OM'dir; buna karşılık giyecek üretimi sıfır olacaktır. Toplum bir miktar giyecek bir miktar da gıda üretme kararı vermiş olabilir. Bu takdirde, MN üretim olanakları eğrisi üzerinde her noktadaki A ve B malı bileşimini üretebilir. Bu durum, örneğin K noktası ile belirtilebilir. K noktası üretim olanakları eğrisi üzerindedir. Toplumun elindeki tüm olanakları kullanarak OB1 kadar giyecek ve OA1 kadar gıda üretilebileceğini gösterir. Toplumun başlangıçta N noktasında olduğunu, sonradan K noktasına geçtiğini varsayalım. Bu ne demektir ki Başlangıçta ON kadar giyecek üretilirken gıda üretimi sıfır idi. K noktasına geçmekle giyecek üretimi OB1'e inmiş, yani NB1 azalmıştır. NB1 kadar giyeceği üretmek için kullanılan kaynaklar gıda maddeleri üretimine ayrılmış ve böylece OA1 kadar gıda üretilmiştir. Demek ki, OA1 kadar gıdanın alternatif maliyeti NB1 kadar giyecektir. K noktasından yine eğri üzerindeki L noktasına geçiş de aynı şekilde yorumlanmalıdır. Böylece giyecek üretiminde B1 B2 kadar azalma olacağı, gıda üretiminin de A1 A2 kadar artacağı görülmektedir. MN noktalarını birleştirdiğimizde bir eğri ve ONM gibi bir alan elde ederiz. Dikkat ederseniz toplum o dönemde, elindeki üretim faktörlerinin tümünü veri teknoloji altında, üretime yönlendirdiği için elde edebileceği (etmek istediği değil) maksimum miktarlar bu kadar olmaktadır. Yani, o dönemde toplumun üretim olanakları ONM alanı içinde NM eğrisi üzerindedir (K ve L noktaları). işte ONM alanı toplumun (söz konusu bu mal için) üretim olanakları alanını NM eğrisi de üretim olanakları eğrisini gösterir.
Görüldüğü gibi, üretim olanakları eğrisi orijine göre içbükey şeklindedir. Üretim olanakları eğrisinin içbükey şeklini almasının altında artan maliyetler varsayımı yatmaktadır. Üretim olanakları eğrisinin şekli doğru olsaydı, sabit maliyetleri; orijine göre dışbükey olsaydı; azalan maliyetlerden söz edilecekti.
Dönüşüm eğrisi ile orijin arasında kalan R noktası, ekonomi için bir seçim noktası olamaz. Çünkü, dönüşüm eğrisi içinde kalan bütün mal üretim bileşimlerinin üzerine çıkacak MN yayı üzerinde, daha fazla A ve B malları üretmek olanakları varken bu olanakları kullanmamak, ekonomik değildir. Ne var ki alan içindeki herhangi bir noktada üretimde bulunmak üretim faktörlerinden bir kısmının üretime sokulmadığı anlamına gelecektir. Daha fazla üretme potansiyeli varken fiilen daha az üretmiş olacaktır. Kısacası bu tür noktalarda bir kısım üretim faktörleri ''istihdam''dışı kalacaktır. Kullanım dışı kalan üretim faktörü işgücü ise, bu işsizlik olduğu anlamına gelecektir. Eldeki üretim olanaklarının tam olarak kullanıldığı durumda MN yayına ulaşılmakta, dolayısıyla en yüksek A ve B malı üretim bileşimleri elde edilmektedir. MN yayının dışındaki noktalar da, eldeki üretim olanakları ile ulaşılmayacak olanı oluştururlar. Bu nedenle P noktasında üretim bileşiminin seçilmesi mümkün değildir.
Borçların tahkimi (konsolidasyonu)
TAHKİM ( KONSOLİDASYON )
1 – Tahkimin Tanımı
Borçların konsolidasyonu deyince “kısa vadeli borçların , uzun vadeli yada süresiz bir borç haline getirilmesi anlaşılır.” Böyle olunca , kısa vadeli olarak verilmiş olan ödünçler , zamanında ödenemezse “donmakta” ve ekonomi üzerinde bir çeşit uzun vadeli borç ortaya çıkmış olmaktadır . Bu durumun saptanması anlamında zaman zaman kısa vadeli borçların “birikmiş ve donmuş” bakiyeleri uzun vadeli hale getirilmektedir .
Bunun sonucu da herşeyden önce , kısa vadeli ödenememiş bu borçların ödenememesi sonucunun verdiği borçluluk durumu ortadan kalkmakta ve bu durumun yarattığı sakıncalar ve mali sıkıntı giderilmiş olmaktadır ; görüldüğü gibi , daha çok dalgalı borçlar için uygulanmaktadır .
Bu şekilde süresi dolmuş yada kısalmış olan devlet tahvilleri , daha uzun vadeli tahvillerle değiştirilmektedir . Bunda yeni bir borç söz konusu olmamakta , fakat eski borç miktarı değişmeksizin bu borcun , vadesi yönünden yeni bir düzenleme yapılmaktadır . Ancak , çok kez alacaklıya yeni bazı çıkarlar da ( genellikle daha yüksek faiz oranı gibi ) tanınmaktadır . Devlet , konsolidasyon yoluyla süresi gelen borçların ödenmesini geri bırakmak suretiyle içinde bulunduğu sıkışık durumdan hiç olmazsa bir süre için kurtulmuş olmaktadır .
Bu açıklamamıza göre tahkimi , “kamu borçlarının süreler yönünden yeniden düzenlenmesidir” diye de tanımlayabiliriz . ( 1 )
Tahkim konusunda , genelde özel tahkim yasaları çıkarılmaktadır ; ancak , bazen bütçe yasalarına konulan özel hükümlerle de tahkimlerin gerçekleştirildiği görülür .
Tahkim TC Merkez Bankası bilançosunun aktif toplamı içinde yer alan “İtfaya Tabi Hesaplar” grubunun tali hesabı olarak “Tahkim Olunan Alacaklar” içinde yer almaktadır . Hazine de ise , “Konsolide Borçlar” grubunun tali hesabı olan “Tahkimler” içinde yer alır . ( 2 )
Özellikle , uluslar arası ticari sözleşmelerde bir anlaşmazlık çıktığı zaman , anlaşmazlığı yargı yoluyla çözümlenmesi yerine üç kişilik bir hakem heyeti yoluyla çözümüne gidilmektedir (taraflar birer hakem tayin eder ; üçüncü hake konusunda anlaşamazlarsa , “Uluslararası Ticaret Odası” ndan bu kişini tayini istenir . ) Kuşkusuz bu uygulama olağan yargı yoluna kıyasla , daha çabuk sonuç alıcıdır .
Devlet konsolidasyona başlıca şu iki nedenle başvurur :
- Süresi gelen borçların ödenmesinde mali güçlükler olabilir . Devlet süresi olan uzun vadeli borçları ile biriken dalgalı borçları ödemede sıkışırsa konsolidasyona giderek bu güç durumdan kurtulmaya çalışır . Borçların ödenmesi böylece ileri bir tarihe bırakılmış olur .
- Piyasa koşullarının , borçların ödenmesi ile olumsuz bir yönde etkilenmesi , söz konusu olabilir . Özellikle , büyük miktardaki borç ödemeleri piyasada önemli dalgalanmalara yol açar ; Piyasaya birdenbire büyük bir satın alma gücünün akışı ekonomik dengeyi sarsabilir . Bu nedenle , devlet ekonomik dengeyi korumak zorunda olduğundan tahkim yoluyla borçların ödenmesini belirli bir süre için geciktirebilir .
Yine denilebilir ki konsolide bütçe içinde uzun süreli borçların gerek GSMH ve gerek konsolide bütçe içindeki payı düşüktür . Buna karşılık kısa vadeli borçlar zamanla önemle tutarlara ulaştığından ve genellikle de zaman içinde ödenebilirliği olanaksız hale geldiğinden konsolidasyon zorunlu olmaktadır ve tıkanıklık giderilerek rahatlama sağlanır .( 3 )
2 – Tahkimin Çeşitleri
Tahkim başlıca iki şekilde görülür :
a ) Zorunlu Tahkim ( Mecburi Tahkim ; Consolidation Forcée )
Devlet bu tahkim işine tek yanlı bir kararla gitmekte ve alacaklıların rızasını aramamaktadır . Zorunlu tahkimde , devlet , tahvil sahiplerinden tahvillerini daha uzun süreli tahvillerle değiştirmelerini ister ; yada değiştirmeye gerek göstermeksizin süresi gelen tahvillerin sürelerinin belirli bir süre için uzatılmış olduğunu ilan eder . Alacaklılara herhangi bir seçim hakkı verilmediği gibi , çok kez yeni bir çıkar tanınması da söz konusu olmaz . Bununla birlikte , devletin çoğunlukla ve tek yanlı bir kararla az bir faiz artışı kabul ederek daha önce borç veren kişi ve kuruluşları , yeni koşulları kabule zorunlu tuttuğu daha çok görülmektedir .
Pek çok kimse bu tür tahkim şeklinin hukuk ilkelerine aykırı olduğunu ve devletin borçlanma koşullarını bu şekilde bozmuş olmasının doğru olmayacağını ileri sürürler . Bunlara göre , geçici bile olsa devletin taahhütleri dışına çıkmamamsı gerekir . Birinci dünya Savaşı’ndan sonra çeşitli ekonomik bunalımlarla karşılaşan Belçika , İtalya , Çekoslovakya gibi ülkelerde zorunlu tahkimlere başvurulmuştur . Açıklanan nedenlerden dolayı bu çeşit tahkim işlemleri büyük tepkilerle karşılaştığından , Devletler büyük ölçüde kaçınmaya çalışırlar. Ancak , uygulamada tam zorunlu olmasa da bu tahkim şekline Devletlerin zaman zaman başvurma zorunda kaldıkları görülmektedir. Biraz sonra da anlaşılacağı gibi ülkemizde de genel uygulamanın bu şekilde olduğu söylenebilir.
b ) İsteğe Bağlı Tahkim , ( İhtiyari tahkim ; Consolidation Volontaire ) :
Üzerinde daha fazla durulması gereken ve uygulamada çok sık görülen konsolidasyon şekli budur . İsteğe bağlı tahkim şeklinde , alacaklıya tercih hakkı verilir . Alacaklı elindeki kısa vadeli senetler karşılığında yeni çıkan uzun vadeli senet almak yada parasını geri istemek şıklarından birini seçebilir . Çok kez , kısa vadeli borç verenlerle uzun vadeli borç verenler aynı kimseler olmayacağından tahkim işlemi alacaklıların da değişmesine yol açabilir . Bu tercihi kullanmayanlar için tahkim yapılmamış olur . İhtiyari tahkim iki şekilde görülür :
- Ya dolaylı bir yol olarak , devlet uzun vadeli yeni bir borçlanmaya girer ve burdan sağladığı paranın bir kısmı yada tamamı ile eski kısa vadeli borçları öder . Bu şekilde eski borçla yeni borcun alacakları genellikle değişir .
- Yada dolaysız bir yol olarak , devlet yeni uzun süreli borçlanmaya giderken bir kısım vadesi gelmiş ( yada kısa vadeli ) borç senetlerinin para karşılığı olarak yeni senetlerin satın alınmasında kabul edilebileceğini duyurur . Ancak , tahvil sahipleri bu olanağı kullanıp kullanmamakta tamamen serbesttir . Kabul etmedikleri takdirde tahkim yapılmamış olur . Uygulamada daha çok görülen isteğe bağlı tahkim şekli budur .
3 – Tahkimin Etki ve Sonuçları :
Tahkim işlemi “olağanüstü bir yönetimi” işlemi olarak ekonomide bazı etkilere yol açar . Ancak , bu borçların uzun dönemde ödenmesindeki yararlar açısından bazı kuşkular ve tartışmalar ileri sürülebilir . Çünkü geriye ödenemeyen kısa süreli borç , ödenmesi gerektiği andan başlayarak , ekonomide mal ve hizmet akımları ile nakit alımları dengesini nakit alımları yönünden mal ve hizmet akımları aleyhinde bozmuş ve enflasyonist etkisini ( çarpan ve hızlandıranın karşılıklı işlemleri ile ) ortaya koymuş olmaktadır . Bu durumda , örneğin , yüzyıl süreyle bu borcun ödenmesi bütçede her yıl belli bir miktar fazlalık için çabayı zorunlu kılmaktadır . Buna karşılık enflasyonist finansmana , çeşitli yollardan başvurulmaktan kaçınılmamaktadır .
Bu gibi nedenlerle tahkim edilmiş borçların sürelerinde ödenmesinde pekçok ülkeler gerekli şekilde uymamaktadırlar . Ülkemiz için de bu durumun büyük ölçüde geçerli olduğu söylenebilir . Bir tahkim işleminin etki ve sonuçlarını alacaklılar açısından ayrı , devlet ( genel ekonomi ve toplum ) açısından ayrı düşünmek gerekir .
a ) Alacaklılar Açısından :
Daha çok zorunlu tahkimde alacaklılar açısından bir olumsuz etki söz konusudur . Bu şekilde , alacaklılarda , kamu kredisine karşı güvensizlik doğabilir ve yeni borçlanmalar güçleşebilir . Çünkü , parasını almayı ve bir işte kullanmayı tasarlayana tahvil sahipleri beklemedikleri bu durum karşısında hayal kırıklığına uğrayacak yada en azından üzüleceklerdir .
b ) Devlet ve Ülke Ekonomisi Açısından :
Tahkimin devlet açısından etkileri üç grupta toplanabilir
- Tahkim sonucu devlet , borçlarını uzun süreli bir ödeme planına bağlamak olanağını kazanır . Özellikle birikmiş ve süresi gelmiş borçlarını devletin ödeme gücüne göre yeniden düzenlemesi ve bir plan ve program çerçevesi içine alması , ekonomik düzende doğabilecek olumsuz etkileri önlemek açısından da iyi bir şeydir . Devlet bu şekilde içinde bulunduğu sıkışık durumdan kurtularak borçlarını zamanla daha kolay bir şekilde ve yeni ödeme olanakları yaratarak itfa edebilecektir .
- Tahkim , devletin borç yükünü arttırır . Bu , faiz yükünün artması sonucudur . Kısa vadelilere kıyasla uzun vadelilerin faiz oranı yüksek olduğundan tahkim sonucu hem faiz oranı yükselmekte hem de vade uzamaktadır . Bunun sonucu , devletin faiz yükü artacaktır . Ancak , çok kez uygulamada kısa vadeli borçlar için Merkez Bankası alacaklı olduğundan devlet faiz oranını fazla yükselmek ihtiyacı duymadan yada aynı faiz oranıyla gidebilir . Ülkemizde yapılan büyük tahkim işlemlerinde bu niteliklerin ağır bastığı görülmektedir .
- Tahkimin belki de en önemli sonucu , bunun ekonomik düzende deflasyonist bir etki yapmasıdır . Piyasada talep eksikliği hissolunuyorsa , tahkim yoluyla fertlerin eline yeni satın alma gücü ve olanaklarının geçmesinin önlenmesi , deflasyonist eğilimleri daha da şiddetlendirir . Bu nedenle , tahkime deflasyon dönemlerinde başvurmamak gerekir . Buna karşılık enflasyon dönemlerinde devletin borç gelirine ihtiyacı olmasa bile , kısa vadeli borçların tahkimi bu enflasyonist baskılara karşı en etkili araçlardan bir olmaktadır . Süresi dolan büyük miktardaki borcun ödenerek piyasaya büyük miktarda likit atılması enflasyonist etki demektir. Tahkim bunu önlemektedir.
CEVAP 2 Reel Harcamalar - Transfer Harcamaları Sınıflandırması
“Bu sınıflandırma, kamu harcamalarının ekonomik etkilerinin belirlenmesinde, dolayısıyla kamu harcamaları GSMH ilişkisi yönünden önemlidir. Bu sınıflandırmada bir karşılık elde etme, üretim ve milli geliri arttırma olmak üzere, iki kriter esas alınmıştır” (Bıçak, 1987: 16).
“Devlet yaptığı harcamanın karşılığında birtakım mal ve hizmetler elde ediyorsa, bu harcama reel harcamadır. Reel harcamayla devlet doğrudan veya dolaylı olarak bir tür üretim faktörü satın almış olur. Reel harcamalar cari dönem üretimini ve fiyat düzeyini doğrudan etkileyebilen, bu yönüyle doğrudan toplam talebin bir unsurunu teşkil eden harcamalardır” (Uluatam, 1991: 149). Ekonomide cari dönemde üretilmiş mal ve hizmetlere karşı, doğrudan bir talep oluşturulur. “Reel harcamalar ülkenin milli gelirini değiştirebilir ve milli gelir hesaplarına dahil edilir” (Bıçak, 1987: 16).
Transfer harcamaları ise milli gelirde değişiklik yapmaksızın, satın alma gücünü kişiler ve sosyal gruplar arasında transfer ederler. Devlet transfer harcaması yaptığında mal ve hizmet biçiminde bir karşılık elde etmez. Dolayısıyla transfer harcamaları cari dönem üretimini ve fiyat düzeyini doğrudan etkilemez. Milli gelir hesaplarına da dahil edilmez. Ancak buna rağmen, bütün transfer harcamalarının cari üretimi hiç etkilemediğini iddia etmek mümkün değildir. “Transfer harcamaları da toplam talebi, dolayısıyla cari üretimi etkiler. Ancak bu etki transferden yararlanan grupların harcamalarına bağlıdır. Doğrudan değil dolaylı bir etkidir” (Broncher ve Tabatoni, 1971: 5).
CEVAP 3 Yansımayı Belirleyen Unsurlar
Yansımayı belirleyen bazı unsurlar vardır. Bu faktörler yansımanın yönünü belirlemektedir. Bu faktörler dolaylı vergilerin yansımasında da etkili olmaktadırlar.Gelir dağılımını değiştirmeyi amaçlayan modern yansıma teorisi çerçevesinde birbirine zıt ama aynı derecede geçerliğe sahip iki yaklaşım mevcuttur. Bunlar Mikro ve Makro Ekonomik Yaklaşımlardır (Turhan, 1993: 249). Mikro ekonomik analize, geleneksel kısmi denge analizi de denilmektedir.
Yansımayı belirleyen mikro ekonomik faktörler şunlardır (Edizdoğan,1981: 33).
- Arz ve talebin fiyat esnekliği ve yapısı
- Piyasa yapısı
- Yansımanın derecesini etkileyen verginin türü ve maliyeti
- Yansıma şansını belirleyen verginin yüksekliği
- Vergilendirilen malın türü
Mikro ekonomik analizlerle sonuçta sadece yansımanın belirli koşullar altında yönü ve iktisadi kararlar üzerindeki etkileri hakkında genel bir bilgi sahibi olabiliriz. Fakat vergi
politikasının uygulanabilmesi için yansımanın yönü ve şiddeti hakkında bilgi sahibi olmak
gerekmektedir.
Malın arz ve talep elastikiyeti yansımayı etkileyen bir diğer faktördür. Arz elastikiyeti az
olan mallarda yansıma olanağı az, çok olan mallarda yansıma olanağı çok olmaktadır.
Yansıma olanağı ters orantılıdır (McKenzie, 1991: 35). Kısaca, talep ne kadar sert olursa,
yansımanın gerçekleşmesi o kadar kolay olacaktır. Zorunlu tüketim maddeleri üzerinden
alınan bir vergi lüks maddeler üzerinden alınan bir vergiye kıyasla daha kolay yansıtılabilir.
Verginin kapsamı ile yansıması arasında sıkı bir ilişki vardır. Vergileme konusu olan malın dayanıklı mal ya da tüketim malı olması vergilemenin etkileri bakımından büyük önem taşır. Verginin konusu piyasa işlemlerine ne kadar yakınsa yansıma olanağı da o kadar artar. ÖTV alım-satım işlemi sonucunda ortaya çıktığından vergi yansıtılabilmektedir.
Vergi oranı yükseldikçe ileriye yansıtılması ihtimali artar. Tüketiciler düşük fiyat
artışlarına fazla tepki göstermezler. Bu nedenle düşük oranlı vergi yüksek oranlı bir vergiye
nazaran daha kolay yansıtılmaktadır (Aksoy,1994: 325).
Verginin yansımasında önemli olan bir diğer husus ise, piyasanın yapısıdır. Piyasada
varolan rekabet koşulları, monopol ve oligopol durumları vergi yansımasında etkili
olmaktadır (Herekman, 1989: 175).
Dolaylı vergilerin, tam rekabet piyasasında kanuni yerleşmesi üreticiler veya satıcılar üzerinedir. Ancak dolaylı vergilerin fiili yerleşmesi, geniş ölçüde vergili malların müşterilerine yansıtılmaktadır. Kısa dönemde, malın arzı sıfır esnek ise vergi yükü üreticiler üzerinde kalabilmektedir. Ancak firmalar vergiyi geriye yansıtabilmeleri halinde üretimlerini sürdürürler; uzun dönemde ise marjinal firmaların piyasadan çekilmesi sonucunda arzda azalma olacağından fiyatlar yükselecek ve vergilerin tamamına yakını yansıtılabilecektir. Yani, talebin esnek olmadığı durumda fiyat yükselişlerine karşı vergi yükünün tamamı yansıtılabilecek, talebin esnek olduğu durumda verginin bir kısmı firma üzerinde kalacak bir kısmı yansıyacaktır. Tekel piyasalarında özel tüketim vergisinin yansıması ise, vergi sonrasında tekelci firma üretimi kısacak ve fiyatları artıracaktır. Verginin ne kadarının ileriye ya da geriye yansıyacağı arz ve talep eğrilerinin eğimine bağlı olacaktır (Edizdoğan, 1981: 99). Oligopol piyasalarında özel tüketim vergisinin yansımasında, söz konusu olabilecek
bir özel tüketim vergisi kolay bir şekilde tüketicilere yansıyacaktır. Talebin yeter derecede
esnek olmadığı ve firmaların rakiplerinin stratejilerini takip ettiği bir ortamda özel tüketim
vergileri kolaylıkla tüketiciye yansıtılabilecektir . Makro ekonomik yansıma, tek tek kişilerin ya da grupların gelirlerindeki nihai değişiklikler yerine; fonksiyonel, kişisel, sektörel bölgesel, ve sosyolojik açıdan incelemekte bu arada yeniden dağılımı araştırmaktadır. Makro ekonomik yansımayı belirleyen unsurlar ise, ekonominin içinde bulunduğu konjonktürel durum, yükümlülerin vergileri, finansman şekli,devletin vergi gelirlerini hemen devreye sokmasıdır.
Dolaylı vergilerin İleriye Yansıtılması
Vergi yükünün fiyat mekanizması aracılığı ile başkasının üzerine aktarılması olarak
tanımladığımız verginin yansıması var olursa vergi ileriye veya geriye doğru yansıyabilir.
Bir endüstri üzerine vergi konulur ve buna bağlı olarak da fiyatlar artarsa, verginin yansıyan kısmı, tüketici üzerinde kalmış olur. Buna ileriye doğru yansıma denir (Kazıcı, 1988: 7). Malı satan kişi ödediği verginin tamamını ileriye yansıtırsa, yansıma tam anlamıyla gerçekleşir (İl, 1988: 100). İleriye yansıma özellikle talep elastikiyeti açısından piyasadaki koşulların uygun
olması halinde gerçekleşir. Verginin ileriye yansımasının gerçekleşmesi için vergili malın fiyatını arttırmaktan başka, diğer bir malın fiyatının artırılmasıyla da yansımayı gerçekleştirebiliriz. Özellikle zorunlu tüketim mallar (ekmek, tuz, şeker gibi) üzerine konulan tüketim vergilerinin tamamı tüketicilere yansımaktadır (Şener, 1998: 277). Zorunlu tüketim
mallarının fiyatlarında bir değişiklik olsa bile bireyler, taleplerinde değişiklik yapmazlar.
Talep eğrisi dikey eksene paraleldir ve fiyatta meydana gelen değişikliklere karşı
duyarsızdır. bu mallar üzerinden dolaylı vergi alındığı zaman, vergi nedeniyle fiyatta meydana gelen artışa rağmen bireyler tüketimlerini azaltmazlar ve alınan ÖTV’nin tamamı tüketiciler tarafından ödenir.
Şekil-3.1’ de, D talep eğrisi, S vergiden önceki arz eğrisidir. ÖTV öncesi üretim 0q0
kadar ve 0P1 kadardır. Piyasa dengesi ise E0 noktasında oluşmaktadır. Zorunlu bir tüketim
malı ya da hizmete birim başına belli bir oranda tüketim vergisi konulduğunu varsayalım.
Bu durumda, vergi konulduktan sonraki arz eğrisi S’den St’ ye kayacaktır. Bu durumda
denge düzeyi Et noktasında oluşurken, fiyat düzeyi 0P1’e çıkarken üretim düzeyi sabit
kalacaktır. P0P1E0E1 alanı ile ifade edilen toplam vergi tüketiciler tarafından ödenir. Yani,
ÖTV’nin tamamı ileriye yansır.
67
DolaylıVerginin Geriye Yansıtılması
Yansıtılacak vergi, fiyat alış fiyatı ise vergi bu fiyattan çıkarılmak suretiyle geriye
doğru yansıtılır (Herekman, 1989: 168). Başka bir deyişle, vergi salınmasının sonucu
olarak, endüstride kullanılan üretim faktörlerine olan talep azalır ve bu faktörlerin
fiyatlarında bir düşme olması halidir (Kazıcı,1988: 8). Bir malın üretiminde kullanılan etkenler kolayca başka faaliyet alanlarına aktarılamıyorsa, malın arz esnekliği o kadar sert olur. Uzmanlaşmayı gerektiren ve başka alanlarda aynı derecede verimli olamayacak üretim etkenlerini kullanan sanayi kollarında üretime konan , Dolaylı Vergi bu etkilerin kullanılma derecesini yani talebini azaltır (Bulutluoğlu, 1988: 455). Geriye yansıtma üretim faktörlerine daha az bedel ödeyerek meydana gelmektedir yani vergi yükü faktör sahipleri üzerinde kalmaktadır.
DolaylıVergi alınmadan önceki piyasa dengesi E0 noktasındadır. Vergi öncesi fiyat düzeyi
P0 düzeyinde, miktar da q0 düzeyindedir. Üretim birimi başına DolaylıVergi konulduğu zaman,Talep eğrisi D0’dan Dt’ye kayacaktır. Üretim miktarında herhangi bir değişme olmazken fiyat düzeyi konulan vergi kadar yani P0’dan Pt’ye düşecektir. Bu durumda, P0PtE0Et dikdörtgenin alanı kadar zarar eden bir firmanın mal üretebilmesi olanaksızdır. Firmanın üretime devamı ancak eşit tüketim vergisini başkalarına yansıtması ile olanaklı olur.
DolaylıVerginin Kısmen Yansıtılması
DolaylıVergi nin bir bölümü arz ve talep koşullarına bağlı olarak bir kısmının geriye
yansıtılarak üreticiler üzerine, bir kısmı da ileriye doğru yansıtılarak tüketiciler üzerinde
kalması durumudur.Verginin kısmen yansıtılması, arz ve talep eğrilerinin ikisinin de esnek olduğu durumlarda söz konusu olur (Şener, 1998: 279). Kısmen vergi yansımasında, fiyatların artışı birim başına konulan vergiden daha azdır. Hem arzın hem talebin esnek olduğu mallar
grubunda lüks tüketim mallarını gösterebiliriz.
Şekil-3: Tüketim Vergisinin Kısmen Yansıtılması
Şekil-3.3’te görüldüğü gibi, vergi öncesi arz ve talep eğrilerinin kesiştikleri denge
noktasında (E0), üretilen mal (q0) fiyat ise, (P0)’dır. Vergi sonrasında arz eğrisi yukarı kayarak St ve yeni denge noktası da Et olacaktır. tüketim vergisinden sonra üretim miktarı(q0qt) kadar düşerken, fiyat (P0Pt) kadar artacaktır. Tüketici, PPtEtG0 kadarını devlete öderken, üreticide PP0G0F kadarını ödeyecektir.
3.4. Özel Tüketim Vergisinin Kaynak Dağılımına Etkisi
Vergilemenin kaynak dağılımındaki etkisi, üretici ve tüketici dengesi üzerinde
yaratacağı etkidir (Edizdoğan, 1981: 20). Tüketim vergileri, gelir elde edenler yerine bu
geliri harcayanlara yöneliktir. Böylece, hem tasarrufu ve yatırımı teşvik ederek kaynakların
birikimini hızlandırması hem de biriken kaynakları daha etkin dağıtması beklenmektedir.
Buna bağlı olarak da enflasyonun kontrolü, büyümenin sürekliliği sağlanmaya çalışılır.
Bazı mallar üzerine konulan tüketim vergileri kaynak dağılımı açısından tarafsız
değildirler (Şener, 1998: 274). Birtakım mallar üzerine konulan vergi miktarı arttırıldığı
zaman nispî fiyat ilişkileri vergi nedeniyle değişecektir. Ekonomide nispî fiyatlardaki
değişim, tüketimin kısılmasına, tasarrufun teşvik edilmesine sebep olacaktır.Tüketim
vergileri tüketimin maliyetini artırarak bu tür mallara yapılan harcamaları kısarak
kaynakların yatırıma yönlenmesini sağlayacaktır.
Gelişmekte olan ülkelerde tüketim vergileri, kaynak dağılımındaki etkinliği
sağlamak yerine, mali hedeflerini gerçekleştirmek için yüksek düzeylerde
uygulanmaktadır.Vergilenen malların fiyatı yükseldiği için tüketicinin vergili mallarla
vergisiz mallar arasındaki tercihlerinde değişme olacaktır. Bu olumuz etkiye sapma
denilmektedir. Bu sapmalar sonucu etkinlik kaybı ya da aşırı yük ortaya çıkar. Bu etkinin
gücü özel tüketim vergisinin fiyat mekanizması üzerindeki tesirine bağlıdır.
Bir verginin ekonomi üzerindeki yükü, mükellefin yaptığı vergi ödemesini aşıyorsa bu durumda vergi yükü aşırıdır (Seyidoğlu, 1992: 959). Bir tüketim vergisi nedeniyle
kişilerin refah düzeyinde ortaya çıkan azalış olarak da tanımlayabiliriz (Şener, 1998: 274).
Dolaylı verginin aşırı yük yaratması ancak vergili mal ile vergisiz mal arasında ikame yapma
olanağına sahip olduğunda ya da üreticilerin kullandığı kaynakları değiştirdiğinde veyahut
her ikisine birden yol açtığında meydana gelebilir. Yoksa, vergili mal diğerleri ile tüketime
karşılıklı olarak ikame edilemiyorsa Dolaylı vergin aşırı yük yaratmaz (Edizdoğan, 1981: 23).
Optimum kaynak dağılımının gerçekleşmesi dolayısıyla maksimum refaha ulaşabilmesi için
öncelikle üretici ve tüketici dengesinin sağlanması gereklidir. Üretici dengesi marjinal
dönüşüm haddinin, fiyatlar oranına eşitliğidir. Tüketici dengesindeki şart ise marjinal ikame
haddinin yani kayıtsızlık eğrisinin fiyatlar oranına eşitliğidir (Seyidoğlu, 1991: 51). Aşırı
vergi yükünün ortaya çıktığı durumda kaynak dağılımında etkinliğin bozulduğu durumu
şekil yardımıyla incelersek;
Şekil-4: Dolaylı vergilemede Aşırı Vergi Yükü
Şekilde, vergilendirilmemiş mal olarak x ekseninde gazoz, vergilendirilmiş mal
olarak da y ekseninde dergi yer almaktadır. Buna göre, üretim olanakları (T0U0) ile,
tüketicinin bütçe doğrusu (TU) ve kayıtsızlık eğrisinin de (I1) ile gösterildiğini varsayarsak.
Tüketicinin satın aldığı iki mal grubunun vergiden önceki denge durumu E0 noktasında
oluşacaktır. Bu durumda Pareto Optimalitesi koşulu sağlandığından kaynak dağılımında etkinlik sağlanacaktır.Dergi üzerine vergi konulmasıyla birlikte, tüketim miktarı T1’den T2’ye düşecektir.Vergi nedeniyle tüketici daha az dergi satın alacak ve bütçe doğrusu T1U1 olarak aşağı kayar ve yeni denge Et düzeyi olur. Bu durumda tüketicinin gazoz tüketim miktarı artarken, dergi tüketimi azalacaktır. Dergi alımı tüketicinin refahını olumsuz etkileyecektir.
Tüketim vergisinin oranına ek olarak, mal ve hizmetlerin arz ve talep esnekliklerinin büyüklüğü aşırı vergi yükünü etkileyecektir.
Dolaylı vergilerin gereğine uygun bir uygulaması ile kaynak dağılımındaki etkinsizliğingiderilebileceği gerçektir. Fakat, aksak rekabet piyasalarında bu denge bozulur ve ortalama hasılat marjinal maliyetin üstünde yer alır. Etkin bir kaynak dağılımının sağlanması için ayrıca, toplam sosyal maliyet ve toplam özel maliyetin birbirine eşit olması gerekmektedir.
Çevre kirliliği yaratan üretim ve tüketim maddelerinin negatif dışsallıkları olmasından dolayı fiyat sistemi kaynak dağılımı konusunda gerekli olan işlevleri yerine getiremez. Bu mallar özel tüketim vergisi ile vergilendirilerek belli bir bedel alınabilir. Bu uygulamanın en yaygın örneği ise, otoyolların fiyatlandırılması çerçevesinde alınan akaryakıt tüketim vergisidir (Musgrave, 1989: 48).
CEVAP 4 Enflasyon, bir ekonomide, belli bir dönemde, fiyatlar genel düzeyinin sürekli yükselmesidir. Enflasyon, cari fiyat düzeyinde toplam talebin, toplam arzdan fazla olmasından kaynaklanmaktadır.
Bir ekonomide enflasyon, kısa dönemde kaynak ve gelir dağılımını bozduğu, uzun dönemde ise büyümeyi engellediği için mücadele edilmesi gereken önemli bir istikrarsızlık kaynağıdır.
Kamu Harcamaları Politikası
Enflasyonla mücadelede, kısa dönemde alınacak maliye politikası önlemlerinden birisi, ekonomide arza göre fazla olan talep fazlasını çekebilmek amacıyla, gelirleri eski düzeyinde bırakarak harcamaları azaltmak olacaktır. Çünkü kamu harcamalarının kendisi talep niteliğinde olan talep yaratan işlemlerdir.
Mal ve Hizmet Alımına Yönelen Kamu Harcamaları
Yatırım Harcamaları: Kısa dönemde, kamu yatırım harcamalarında yapılacak kısıntı, toplam talebi daraltacağından antienflasyonist etki yaratır. Kısa dönemde enflasyonla mücadele için yatırım harcamalarında yapılacak bir kısıntı, uzun dönemde ekonominin kapasitesini daraltıcı bir etki yaratacaktır. Yatırım harcamalarının etkileri uzun dönemde görüleceği için yatırım harcamalarındaki kısmalar dirençle karşılaşmaz.
Cari Harcamalar: Personel harcamalarında yapılacak kısmalar, dirençle karşılanırken; eğitim, sağlık gibi beşeri sermaye harcamaları, cari harcamalarda yapılacak bir kısıntı sonucu hem kalite hem de miktar açısından etkilenir ve bu durum uzun dönemde ekonominin gelişimi üzerinde çeşitli sorunlar yaratır. Cari harcamalar, bir ekonomide üretim kapasitesinin işlerlik kazanması için yapılan harcamalardır. Buna göre, mevcut kapasite ile bu harcamalar arasında optimum bir bileşim gerçekleşmişse yani mevcut kapasite cari harcamaların düzeyi ve bileşimi ile uyumlu ise, cari harcamalarda bir kısıntıya gidilmesi bu üretim kapasitesinden tam olarak yararlanılamaması sonucunu doğuracaktır.
Kamu Transfer Harcamaları: Mesela sosyal yardımlarda bir kısıntıya başvurmak arzulanmayacak, mali ve ekonomik transfer harcamalarının azaltılması ise, baskı grupları aracılığıyla politik dirençle karşılaşacaktır.
Kamu Gelirleri Politikası
Enflasyonist bir ekonomide, toplam arza göre fazla olan toplam talebi azaltabilmenin bir diğer yolu da, kamu harcamalarını aynı düzeyde bırakarak kamu gelirlerini artırmaktır.
Vergi Gelirleri Politikası
Enflasyonun hüküm sürdüğü bir ekonomide, vergileri artırmak, diğer bir deyişle vergi yükünü yükseltmek, kısa dönemde vergi yükümlülerini likiditeden mahrum etmek, bütçe fazlasını meydana getirmek ve ekonomideki satın alma gücü fazlasını emmek bakımından gerekli olmaktadır.
Vergiler, kişilerin kullanılabilir gelirlerinde, bu yolla özel tüketim ve yatırım harcamalarında bir azalmaya neden olarak ekonomi üzerinde daraltıcı etkiye sahiptirler. Bu nedenle kısa dönemde enflasyonla mücadelede, maliye politikalarından birisi de yeni vergiler koyarak ya da mevcut vergi oranlarını yükselterek vergi gelirlerini artırmak olacaktır.
Vergilerin artırılmasının toplam talep üzerinde olduğu kadar, toplam arz üzerinde de etkisi olduğu bilinmektedir. Bu nedenle enflasyonla mücadele programında, farklı vergilerin ekonomi üzerinde farklı etkilerinin gözönünde bulundurulması ve amaca en uygun bileşimin seçilmesi gerekmektedir.
Gelir Vergileri
Enflasyonist bir ekonomide, gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesi olduğu kadar, toplam talebi kısmak açısından da güvenilir bir vergidir. Artan oranlı yapısı nedeniyle çok önemlidir. Ancak yüksek gelir gruplarına ilişkin marjinal vergi oranlarında gerçekleştirilecek şiddetli artışlar, tasarruf gücü yüksek bu kişilerin tasarrufta bulunma ve yatırım yapma isteklerini kısabilir.
Buna karşılık düşük gelir gruplarındaki artışlar, bu gruba dahil kişilerin tüketim eğilimleri yüksek olduğu için ekonominin toplam talep düzeyi üzerinde kısıtlayıcı etkisi daha fazla olacaktır.
Bir ekonomide enflasyonla mücadele için, gelir vergilerinde değişiklik yapılması politikasının tüketim harcamaları üzerindeki azaltıcı etkisi, harcamalar üzerinden alınan vergilere göre daha azdır. Çünkü gelir vergisinin bir kısmı tasarruflardan ödenmektedir.
Gider Vergileri
Gelir vergilerine göre, toplam talebi kısmada daha etkili olan gider vergilerinin tümü, tüketicilerin harcamalarını kısmaktadır. Gider vergilerinin varlığının ve yükünün. kişiler tarafından daha az hissedilir olması nedeniyle, gelir vergilerinde olduğu kadar kesin ve çabuk baskı gruplarının dirençleri ile karşılaşılmadan değiştirilmeleri mümkündür.
Düşük gelir grupları üzerinde daha ağır bir yük meydana getirmesi ve özellikle enflasyonist ekonomide, bu vergilerin başlangıçta vergilenir mallar üzerinde meydana getirdiği fiyatları yükseltici etkisinin; ücret-fiyat etkilenimini hızlandıracağı konusu, olumsuz yönlerindendir.
Servet Vergileri
Enflasyonla mücadele amacıyla kullanılma olasılığı, gelir ve gider vergilerine göre çok azdır. Çünkü servet vergileri, ekonomik dalgalanmalar yönünden hiç de duyarlı olmayan vergilerdir.
Vergi politikası yoluyla, uzun dönemde toplam arzı toplam talep düzeyine çıkarmak için, vergi sisteminin yapısına hızlandırılmış amortisman, vergi ayrıcalık ve bağışıklıkları gibi teşvik kurumları sokulacak, yani teşvik edici vergi politikası uygulanacaktır.
Borçlanma Politikası
Borçlanmanın kısa dönemde toplam talep düzeyini etkileme derecesi, borçlanmanın kaynağına göre farklılık göstermektedir. Ancak borçlanmanın, toplam talebi azaltıcı bu yolla ekonomiyi daraltıcı etkisi, vergilere göre daha azdır.
Borçlanma kişilerden ve firmalardan yapılırsa: Kısa dönemde özel harcamaların azalarak ekonomiyi daraltıcı bir etkinin yaratılacağı, bu daraltıcı etkinin diğer borçlanma kaynaklarıyla karşılaştırıldığında en çok olacağı açıktır. Çünkü kişiler ve firmalar, devlet tahvili alımlarını, ya tasarruflarını ya da tüketimlerini kısarak karşılayacak, her iki durumda da özel kesimin toplam talebi azalmış olacaktır. Eğer kişiler tüketimlerini kısarak tahvil alıyorlarsa özel tüketim harcamaları azalacak, tasarrufları kısarak tahvil alıyorlarsa, bu tasarrufların yöneleceği özel yatırım harcamaları azalacaktır.
Borçlanmanın ticari bankalardan yapılması durumunda: Ekonomide daraltıcı etki yaratılıp yaratılamayacağı, bankaların borç verecekleri parayı nereden karşılayacaklarına bağlıdır. Eğer ticari bankalar, devlete borç verdikleri parayı, kredi talebinin yeterince yüksek olmadığı bir durumda, kullanılmayarak atıl olarak portföylerinde tuttukları miktarlardan karşılıyorlarsa, kısa dönemde, ekonomide daraltıcı etki, özel kesimin talebinde bir azalma meydana gelmeyeceği için gerçekleşmeyecektir. Bankaların atıl tuttukları fonları devlete borç vermeleri durumunda, devletçe elde edilen fonların harcanması, ekonomi üzerinde genişletici etki yaratacaktır. Ancak bankalar, özel kredi talebinin yüksek olduğu, bu nedenle kullanılmayarak atıl tutulan miktarların olmadığı bir durumda, bu fonları devlet tahvili alımında kullanırlarsa, özel kesimin kredi talebi kısılacağından, ekonomi üzerinde daraltıcı bir etki meydana gelecektir.
Merkez Bankası'ndan borçlanılması: Merkez Bankası'nın devlet tahvili satın alması, para basımı yoluyla gerçekleştirildiğinden ekonomi üzerinde hiçbir daraltıcı etki meydana gelmeyecek, hatta bu fonların harcanması durumunda genişletici etki yaratılmış olacaktır. Çünkü, ilk olarak ekonomide para arzı borçlanılan miktar kadar artmakta, ayrıca buna ek olarak, banka sisteminin nakit dengesinin artması ve böylece bankaların özel sektöre daha fazla borç verme imkanının yaratılması sonucu kaydi para miktarı da yükselmektedir.
Bir ekonomide borç miktarındaki değişikliklerin, kısa dönemde toplam talep düzeyini etkileme derecesi, borçlanmanın kaynağına göre farklılık göstermektedir. Ancak borçlanma, bu açıdan diğer bir kamu geliri olan vergiler ile karşılaştırıldığında, borçlanmanın genel olarak, toplam talebi azaltıcı ve bu yolla ekonomiyi daraltıcı etkisinin daha az olduğu görülmektedir. Yani, vergi, aynı miktardaki borçlanmaya oranla, bir ekonomideki toplam harcama miktarını daha fazla azaltacak ve daha fazla antienflasyonist etki yaratacaktır.
Ayrıca, bir ekonomide, borçlanma sonucu ortaya çıkacak talep azalması etkisinin, tüketim harcamalarından çok yatırım harcamalarında görüleceği açıktır. |